MAKALELER >

TÜRKİYE GERÇEKLİĞİNDE YABANCI DİL ÖĞRENİMİ VE ÖĞRETİMİNDEKİ EKSİKLİKLER - ZEHRA YİĞİT

ANA SAYFA
HAKKIMIZDA
MAKALELER
ATATÜRK
DUYURULAR
ETKİNLİKLER
BAĞLANTILAR
İLETİŞİM
 
 

TÜRKİYE GERÇEKLİĞİNDE YABANCI DİL ÖGRENİMİ VE ÖGRETİMİNDEKİ EKSİKLİKLER

Zehra YİĞİT*

 

“Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

M. Kemal Atatürk

 

Yabancı dil öğretiminin, yabancı dille öğretimin ve Türkçenin karşı karşıya kaldığı dilsel tehdidin haklı olarak incelenmeye başlandığı son zamanlarda, ülke gerçekliğinde problemlere çözüm önermek ve bunları uygulamaya koymak büyük bir siyasi erki mecbur kılar. Milli Eğitim Bakanlığı'nın, milletçe yaşadığımız eziyete sadece bakmakla yetinen muhteremleri, mevcut eğitim sistemi içerisinde yabancı dil öğretiminin imkânsızlığını anlayıp reform yapmaya kalkıştıkları zaman, hızla küreselleşen dünyaya rağmen nereye gittiğini bilmeden kürelenen Türkiye'de yabancı dilsiz, bunun yanı sıra düzgün bir anadile sahip olmayan birkaç nesli kaybetmiş olacaklar.

Kemalist ideoloji, kaynağını deneyimlerden ve pratikten alır; bu yüzden, sorunlara gerçekçi bakmayı başarabilmiş, Kurtuluş Savaşı ve sonrasında yapılan devrimlerle de oluşum aşamasında sınanma imkânı bulmuştur. Sorunu ve soruna çözüm olarak “verilenleri” görmeyi, “istenilenleri” de en akılcı yoldan kestirebilmeyi gerektirir. Yani, Türkiye gerçekliğinde öğrenci sayısı 15 milyona ulaşmış bir ülkede, yabancı-dil eğitimcilerinden çıkan fikirleri hayata geçirmek mümkün değildir. “Önce salla sonra teorini üret.” diyemeyecek kadar ciddi problemlerle ve tehlikelerle karşı karşıyayız ve yine en akılcı çözümleri de bu sistemden nasibini alan biz öğrenciler üretebiliriz, en azından üretmeye çalışırız.

Burada Türkçemizin yaşadığı problemlere değil, dil öğrenimi ve öğretimindeki bizce yanlış olan noktalara değineceğiz. Bu çözüm yolları oldukça karışık koca problemde bize ne “verildi” ve bizden ne “isteniyor”, onları anlamaya çalışacağız. Açıkçası istenilenler verilenleri hayli aşmış durumda, yani, dil öğrenme ihtiyacında ve hevesinde olanlar oyuna oldukça geriden başlıyoruz. Yabancı dil öğrenme merakında ve ihtiyacında birçok insanın mevcut olduğu gerçeğine karşı sorunları anlamadan çözüm yolları önermek pek gerçekçi olmayacaktır; bu yüzden önce yabancı dil öğrenimi hakkında önce yetkili merciler ne diyor ona bakalım, daha sonra da yazımızı dizi haline getirebilirsek tek tek eksikliklere ve hatalara bakalım. Yabancı dil öğrenim/öğretim sürecini ilk başladığı noktadan alarak tarihsel bir önbilgi edinelim:

Yabancı dilin yabancı dille öğretim sayesinde öğrenilebileceğini zannedenler bu yanılgıya 1770lerde Kara Harp Okulu ve Deniz Harp Okulu' nu açtıklarında yabancı dil öğretimini yeterli görmeyip, 1827'de Tıphane-i Amire'nin öğretim dilini Fransızca yaptıkları zaman düştüler.

Bu dönemde Osmanlı padişahı olan Sultan ll. Mahmut'un tıp öğretiminin bir yabancı dille yapılmasını istemesi ve bu tıp okulunda uygulanan eğitim programlarının yabancı dile dayalı olmasını istemesi o zaman bile sert eleştiriler getirmişti. Bilim dili, eğitim dili Türkçe olamayan bu okullardan önemli “tabipler”in çıkması ne kadar mümkün olurdu acaba? Üstüne üstlük yabancı dille eğitim veren ortaöğretim kurumlarını da açıp bilimsel ve akılcı düşünebilecek olan öğrencilerin beyin damarlarını da kesmiş oldular. Bu okullardan çıkan bilim adamları sizce ne kadar kendi anadillerine bilim dili olarak katkıda bulunabilirler? Yabancı dilde okunan kaynaklarla nasıl fikir edinip fikir üretebilirler? Bu noktada şu çarpıcı tespiti yapan Prof. Dr. Mehmet Doğan'ın sözlerini aktarıyorum:” Yabancı dil öğretimi için eğitim-öğretim dilinin mutlaka yabancı dilde olmasının gerekmediğini çarpıcı bir örnekle sunmak istiyorum. Skale dergisi 1993 yılı 1. sayısında yayınlanan "Sayılarla Avrupa Topluluğu" yazısında verilen bilgiye göre Avrupa topluluğunda 20-24 yaş arası gençlerin % 83'ü en az bir yabancı dile hakim, bu daha yaşlılarda % 50 civarında. Belçika, Hollanda, İsviçre gibi ülkelerde oran çok daha yüksek. Buna karşın Avrupa'da bütün orta öğretim ve üniversite öğretimi kendi ana dillerinde yapılıyor. Diğer bir örnek, nüfusu sadece 10 milyon olan Macaristan'da bütün okullar Macarca, tek bir üniversite 1991 sonrası İngilizce açıldı, ama öğrencileri yabancı. Macarca ülke dışında hiçbir ülkede kullanılmadığı halde her konuda bizden çok daha fazla Macarca kitap basıyorlar ve her Macar da bir yabancı dil biliyor. SSCI'ca taranan dergilerde yayımlanan makalelerin ülkelere göre sıralamasında ilk 20 sırada yer alan ülkelerden yalnız Hindistan yabancı dilde öğretim yapıyor. Yani her ülke kendi dilinde öğretim yaparak bilim üretebiliyor, diller bilim üretimine engel değil.” Kapitalleşen dünya düzeninde dilin de ticari bir unsur haline geldiği bu anda Türkiye'de de ana dilin önemi anlaşıldı ve sevindirici olan yanıt da 1999'da başlatılan “Yabancı Dil Eğitimine Evet, Yabancı Dille Öğretime Hayır” kampanyasıyla atılan adım oldu. Prof. Dr. Aydın Köksal şöyle diyor:”Bu yıl, 2002–2003 öğretim yılında, yabancı dille öğretimde sıkıntı çeken okullarda öğretim Türkçe yapılacak; buna karşılık yabancı dil öğretimine daha çok zaman ve önem verilecek… Bu, yabancı dille öğretim yapan okulların %95', %98'i anlamına geliyor. Önümüzdeki yıl, gerekli önlemler alınarak, yabancı dille öğretim bütünüyle kaldırılacak.”

Eğitim programları ve ders içerikleri yeniden gözden geçirilmeye başlandı bile… Radikal değişimlerin yapılması çok güç olmakla birlikte bir gerçek daha vardır ki yabancı dille eğitim hem Türkiye ekonomisine büyük bir yüktür hem de eğitim sistemine koca bir kamburdur… Lisede kaldırılmakla birlikte üniversitelerde hala mevcut olan hazırlık sınıfı uygulamaları şu an için pek de yararlı bir uygulama olarak görünmemektedir. Mehmet Doğan'ın tespiti Türkiye gerçeğini yalın bir şekilde gözler önüne seriyor:”Ortaöğretim veya üniversite hazırlık sınıfları, öğrencileri hayata bir yıl geç başlatacağı için özellikle bizim gibi yoğun nüfus baskısı olan, öz kaynakları sınırlı ülkeler için çok pahalı ve lükstür. Büyük kaynak israfı demektir.”Bugün en pahalı kitaplar listesinde okullarda okutulan yabancı dil kitapları başı çeken birkaç alan kitapları arasındadır. Yabancı ülkelerde basılıp Türkiye'de de rahatça pazar bulan bu kitapların ekonomik yükü orta halli aileler için oldukça büyük bir yüktür ki ayrıca ülke ekonomisine de aynı yükü getirmektedir. Zaten durum böyle olsaydı, yani lisede veya üniversitede hazırlık sınıfı uygulamasıyla dil öğretilebilseydi, bugün üniversite mezunu olanların sınav geçmek için veya işe girmek için kurslara binlerce YTL para ödemelerine gerek kalmazdı. En azından sistem değişmeden önce, liseye hazırlıktan sonra 1. sınıfa başlayan öğrencinin en fazla kredisi olan 8 saatlik İngilizce dersini almasına gerek kalmazdı; çünkü 1. yıldan itibaren iyi İngilizce konuşması gerekirdi. Devletin attığı diğer önemli bir adım da öğretim süresinin değişmemesi ile birlikte hazırlık sınıfını lisede 4 yıla yayması olmuştur. Dil öğrenimi belirli bir süreci kapsar ve yabancı dil kullanılmayınca kaybolmaya meyillidir. Bu yüzden sağlıklı bir şekilde yinelenerek ilerleyen ve gelişen bir yabancı dil eğitimi her açıdan daha sağlıklı bir süreç demektir. Fakat ortada çarpıcı bir gerçek daha vardır. İlkokul 4. sınıftan itibaren İngilizce gören bir öğrenci üniversite sınavını kazanacak kadar fizik, kimya, matematik, coğrafya, az çok Türkçe öğrenebiliyor; ama 9 yıllık İngilizce öğretimine rağmen üniversite hazırlık sınıflarından muaf olmaya yetecek birikime ulaşamıyor. Bu da aslında harcanan 9 yıllık emeğin boşa gittiğini göstermiyor mu? Bu eğitim sisteminde bir yanlışlık olmalı! Ama nerede?

Bu yanlışlık öğretim yöntemlerinden ve yabancı dilin diğer derslerle aynı kefeye konmasından kaynaklanmaktadır. Bu hataları daha iyi anlamak için birkaç yaklaşıma ayrıntılı bir şekilde bakmak gerekecektir. İçerik olarak ve yöntem olarak alışılmıştan daha farklı bir eğitim sistemini gerekli kılan yabancı dil derslerinde verimi arttırmak için önce anadil ediniminin doğasına bakmalı daha sonra da nasıl bir yabancı dil eğitimi sağlanabiliri düşünmeliyiz.

Dilbilimin babası olarak kabul edilen Southern California dilbilimcilerinden Stephen Krashen'ın fikirlerini tanımaya çalışacağız. Stephen Krashen'ın ortaya attığı Doğal Yaklaşıma göre, kişi bir yabancı dili bir çocuğun ana dilini öğrenirken geçirdiği doğal sürece eş bir sürece kendi analitik düşünme yeteneğini de katarak “örenebilir”. Doğal Yaklaşım, dil edinimindeki doğal sürece benzer evrelerde dil öğrenimine yaklaşılmasını ve dilin edinimle paralel süreçler yaşanarak öğrenilmesi ve öğretilmesinden yanadır. Doğal Yaklaşım 5 hipotezden oluşmaktadır:

—Dil Öğrenim/Edinim Hipotezi:

Krashen, Doğal Yaklaşım (Naturel Approach)ında dilin iki şekilde kazanılacağını söyler:

a) Dilin Edinimi : Dil, bir bebeğin ana dilini edinimi ile paralel bir süreçte kazanılır. Edinim, anlamlı iletişim kurmak ve mesajı anlamak için dilin alt yeteneklerinin doğal gelişim sürecinde, gayrişuur içinde kullanımı ile gerçekleşir. Edinim, dil bilgisi veya yapı odaklı değildir, yani bilinç dışı süreçte edinilenlerin bilinçaltından gerektiği zaman kullanılırken söyleme dökülmesi ile dilin kullanılmasıdır. Konuşurken hata yapabilirsiniz, yapısal anlamda yanlış cümleler kurabilir veya bozuk bir gramerle kurulmuş cümleler sarf edebilirsiniz, bu sizi dil öğrenim sürecinden soğutmamalıdır; çünkü, akıcılık ve uzun süreçli dil kullanımı bu sayede mümkündür.

b) Dil Öğrenimi : Dil öğrenimi bilinçli bir süreçtir. Dil kuralları ile birlikte öğrenilir. Konuşma anında dili doğru bir gramer kuralı ile düzgün bir yapıda kullanma ihtiyacı duyulur, bu da akıcı bir dil kullanımını engeller, yani verimli bir süreç değildir. Yapıları ve kalıpları ezberlemeye itebilir, bu da dilin çabuk unutulmasına neden olur.

—Denetim Hipotezi : Dilde edinilmiş bilgi ikinci dilde iletişimi başlatmaya yarar ama bilinçli bir şekilde öğrenilen bilgiler ise edinim sürecinde kazanılan veriler söyleme döküldüğü zaman bunları kontrol etmeye ve hataları düzeltmeye yarar. Kişi,

Monitörü ancak kullandığı dil üzerine düşünmeye yetecek yeterli zamanı olursa verimli bir şekilde kullanabilir; bu da ancak gramer testi çözerken veya kompozisyon yazarken mümkündür. Fakat konuşma anında kurduğumuz cümlelerde şekle ve dil bilgisine odaklanıp, kuralları uygulamaya koyacak kadar düşünecek zaman bulamayabiliriz. Dilin yapısına odaklı konuşmalar yerine mesajı doğru iletebilme ve alabilmeye yönelik iletişim, daha güçlü olacaktır. Krashen “ (Dil) edinim, ancak insanlar amaçlanan dildeki mesajı anladıkları zaman gerçekleşir.” diyor ve dilde aşırı bilinçlilik halinin akıcılığı öldürebileceğini vurguluyor. Denetimin doğru kullanılabilmesi 3 etkene bağlıdır. Bunlar:

* Süre: Öğrencinin bildiği kuralları doğru bir şekilde uygulaması için yeterli zamana ihtiyacı vardır.

* Form Üzerinde Yoğunlaşma: Öğrenenin kullandığı yapının doğruluğu ve söyleminin doğruluğu üzerine yoğunlaşması gerekir.

* Kuralları Bilmek: Üretimde bulunan kişi kuralları bilmelidir. Denetleme sistemi, iki açıdan basit olan kurallarla en iyi sonucu verir, kuralların açıklanması kolay olmalıdır ve karmaşık hareket ve düzenlemeleri gerektirmemelidir.

— Girdi Hipotezi : Krashen'a göre “Bizler, ancak şu anki seviyemizin biraz üzerinde yapılar içeren bir dili anladığımızda edinim gerçekleşir.” diyor; yani, kişinin yabancı dil öğreniminde verimli bir gelişim süreci yaşaması için “i” seviyesinde dil bilgisi olduğunu kabul edersek “i+ 1” seviyesinde “anlaşılabilir” bir girdi alması gerektiğini söylüyor. Fakat Krashen'ın bu hipotezinin kişinin belli seviyelerdeki bilgi birikimini kıyaslayabileceği bir çıtanın muğlâkta kalması halinde işlerliğini kaybedeceğini farz ederek, her durumda uygulanabilir olmadığını belirtmemiz gerekir. Kişi “i+ 1” seviyesinde girdi bulmaya odaklanacağına her anlamda yazılı veya sözlü olarak yabancı dile maruz kalmalı. Doğal yaklaşımın temelinde kişinin ana dilini öğrendiği süreçle paralel olarak önce dinleme sonra konuşma gelir. Buna bağlı olarak öğrencinin işitsel olarak doyuma ulaşması ile “üretme becerisi ortaya çıkar” ve konuşma becerisi gelişir. Doğru gelişim için de kişinin kendinden daha ileride yabancı dile sahip bir yetişkinle, öğretmenle veya yabancı bir konuşma arkadaşı ile sürekli etkinlikte bulunması gerekir. “i+ 1” seviyesinde dile iletişim sayesinde maruz kalan bir öğrenen başlangıç seviyesinde ise dinleme becerisi yanı sıra konuşma becerisini de kullanmalı.

Girdi hipotezi dil edinimi ile ilgilidir, öğrenme ile ilgili değildir.Yani konuşma öğretilebilecek bir yetenek değildir ve zamanla kazanılır, bu da kişinin zamanla dilsel edinç edinmesine bağlıdır.

— Doğal Sıra Hipotezi:

Doğal Sıra Hipotezine göre, dilde bazı yapılar diğerlerine göre daha çabuk edinilir. Gramer anlamında bu durum bariz bir şekilde gözlenebilir. İlk dil ediniminde bazı yapıların diğerlerine göre daha hızlı öğrenildiği tahmin edilebilir, benzer durum ikinci dil için de geçerlidir. Dilde yapılan basit hatalar doğal gelişim sürecinin göstergesidir ve öğrenim sürecinde olmamakla birlikte edinim sürecinde benzer hatalar hem ana dil ediniminde hem de ikinci dil ediniminde gerçekleşebilir.

—Etkili Filtre Hipotezi:

Öğrenenin dil öğrenim/edinim sürecinde içinde bulunduğu psikolojik durum da bilgi ediniminde oldukça etkilidir. Kişinin yüksek düzeyde bir filtreleme kullanması onun aşırı kaygıdan dolayı öğrenmesini geciktirecek, belki de tamamen engelleyecektir. İkinci dil ediniminde üç türlü etkili bireysel değişken bulunur. Bunlar:

1.Nedenlilik : Yüksek nedenliliğe sahip öğrenciler öğrenme güdüsü düşük öğrencilere göre daha iyi öğrenirler.

2.Özgüven: Dilsel anlam da yeteneğine inanan ve özgüven sahibi kişiler her zaman dil edinim sürecinde bir adım önde olacaklardır.

3.Kaygı: Dil öğrenim sürecinde özellikle yetişkinlerde görülen “dil öğrenememe korkusu” ve aşırı kaygı dilin edinimini engelleyici önemli unsurlardan biridir ve kontrol edilebilir bir seviyeye indirilmediği zaman süreci kesintiye uğratabilir ve ya sürecin tamamen durmasına neden olabilir. Yetişkinlerin kendilerini yeterince akıllı, sosyal olarak adapte olmuş, farklı sosyo-kültürel değerlere duyarlı hissetmeleri onların hata yapmaktan korkmalarına ve sınıf içi etkinliklerde aktif olmaktan çekinmelerine yol açmaktadır. Bir çocuğun egosu yetişkinlerinkine göre daha dinamik ve esnek olduğu için, yeni bir dil onun için bir tehdit olarak algılanmayabilir. Yani onlar dilin formlarından ve yanlış yapma ihtimallerinden bihaberlerdir. BU yüzden de adaptasyonları zor olmaz. Bu da çocukların yetişkinlere oranla neden daha hızlı dil öğrenebildiklerini açıklar. Bir öğrenci dil öğreniminde “sıfır” noktasında iken dil öğrenmeye dair kaygı hissetmez. Bu yüzden ilk deneyimin öğrencinin kendinden emin hissetmesini sağlayacak pozitif bir adım olması gerekir.

Krashen'ın yaklaşımında göze çarpan önemli bir “eksik” yazma becerisine yeterince vurgu yapılmamasıdır. Dinleme ve konuşma becerisi kişinin iletişim kurmasında ve dili aktif olarak günlük hayatta kullanmasında yardımcı olabilir ama yazma becerisi olmadan dilin yeterince öğrenilmesi söz konusu olamaz. Bir süre sonra, öğrenen kişi ileri seviye bir dil bilgisine ulaşmak için gramer ve etkili bir yazım bilgisine ihtiyaç duymaktadır; kaldı ki ana dilde kompozisyon yazma dersleri bile eğitim sürecinde uzun zaman devam etmektedir. Krashen ayrıca yabancı dilde metin okumalarının önemine de değinmektedir. Değişik konularda ve değişik kaynaklardan okunan yazılar kişinin o dilde kültürel anlamda bir bilgi birikimi edinmesinin yanı sıra dili daha doğru kullanmaya yönelik kişinin hatalarını görmesini ve dili bilinçli kullanmasını sağlar. Krashen'ın üzerinde durduğu önemli bir nokta da dilin doğal ortamında kullanılmasıdır. Fakat birçok ülkede dil eğitimi sınıf ortamında, günlük deneyimlerden uzak, öğretmen merkezli olduğu için bunu gerçekleştirmek mümkün değildir. Bu durumda öğrencinin mümkün olduğu oranda öğrendiği dili ana dili olarak kullanan kişilerle iletişim kurmayı denemesi gerekir. Materyal anlamında sıkıntı çekmeyen kurumlar sayesinde insanlar sağlıklı bir şekilde doğal ortamında olmasa bile kusursuz bir şekilde dil öğrenebilir; çünkü günümüzde kitle iletişim araçları üzerinden taşınan bilginin vardığı düzey bu araçları kullanma şansı olanlar için sınırsız olanak sunmaktadır. Doğal Yaklaşımı kısaca özetlemek gerekirse süreçte alt beceriler şu sırayı takip etmelidir: Dinleme, konuşma, okuma, yazma.

Bu teoride belirtilmesi gereken bir diğer nokta da Krashen'ın Dil Edinim Cihazı hakkındaki yorumlarıdır. Dil Edinim Cihazı, çocuklarda doğuştan var olan, dil edinimine yönelik içgüdüsel mekanizmadır. Dilin edinimi sürecinde ilk olarak bol miktarda dinleme yoluyla mesaj alarak kulak dolgunluğu edinen çocuk, bilinçaltında tuttuğu bu bilgileri konuşma anında tekrar kullanacaktır ve süreç doğal bir şekilde işleyecektir; fakat bilinçli bir şekilde dil öğrenmeye çalışan bir ergin, bu bilinçaltı mekanizmasını harekete geçiremez. Bazı dilbilimcilere göre yetişkinlerde ergenlik döneminden sonra yok olmaya yüz tuttuğu sanılan bu içgüdüsel yaklaşım, Krashen'ın iddiasına göre ergenlikten sonra kaybolmaz; fakat etkin bir şekilde kullanılmadığı için ömür boyu işlevselliğini devam ettirmekle birlikte geçici olarak işlevselliğini kaybedebilir. Yani, insanlar istedikleri yaşta yabancı bir dil öğrenebilirler. Doğal Sıra Hipotezi ile de doğrudan bağlantılı olan bu mekanizma aslında okulda ilk olarak öğretilen bazı kalıpların dil ediniminde en son sırada olduğunu gösterir. Örneğin; üçüncü tekil şahıs geniş zaman (-s) takısı dil ediniminde en son öğrenilen dilsel öğelerden biridir. Bu gibi bazı basit noktalar yabancı dil öğrenenler için başlangıçta öğretildiği zaman kişiyi, kalıp olarak yapıları ezberlemeye itebilir.

Bir İspanyolca öğretmeni olan Tracy Terrell, Krashen'ın yaklaşımının doğruluğunu sınıf içi uygulamaları sonucu kanıtlamıştır. Terrell'a göre sınıf içi aktiviteler öğrenciye bol miktarda anlaşılabilir mesaj sunmaya yönelik düzenlenmelidir. Doğal ortamında pratik yapma imkânı olmayan öğrenciler için sınıf içi birkaç saatlik pratik günlük hayatta birkaç ayda karşılaşacağımız deneyimlerin toplamını içerebilir. Yani, önemli olan sınıf içi organizasyonların süreci kısaltmakla birlikte daha verimli hale getirilmesi, okuma ve dinlemeye yönelik anlaşılabilir mesaj miktarının en üst seviyede tutulmasıdır.

O halde sınıf içi etkinliklerle dil öğretilen bir sistemde yöntemlerin doğru ve işe yarar olması gerekir. Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmene ve öğrenciye sunduğu imkânlar yeterli mi, yeterli ise ne kadar yeterli? Öğrenciler için görsel ve işitsel girdi sağlayacak video, kasetçalar gibi materyaller var mı? Bu materyalleri doğru kullanabilecek modern bilgi ile donatılmış öğretmenler var mı? Dil öğrenimi kişisel deneyimlere dayanıyorsa öğretmen merkezli eğitim sisteminde öğrenciler ne kadar aktif olabiliyorlar? Sınıfların mevcudu verimli etkinliklerin gerçekleştirilmesi için uygun mu? Öğrenciyi kaygıya ve korkuya iten sınavla ölçme-değerlendirme ne kadar doğru? Öğrencilerin ilgi alanlarına yönelik materyallerle daha iyi öğrendikleri doğru ise onlara kendi materyallerini seçme hakkını verebiliyor muyuz? Havuzda daha cevap bekleyen birçok soru var. Yabancı dili matematik gibi öğretmekten vazgeçmeli ve modern anlamda dil kuramlarını takip etmeliyiz; çünkü ikinci bir dili öğrenme süresinin verimli ve kısa olması maddi anlamda ülkeye; maddi ve manevi anlamda da kişiye önemli kazançlar sunacaktır. Bütün öğretim hayatında tek bir dili dahi doğru düzgün öğretmeyi başaramayan bir sistemin artık biraz değiştirilmesi gerekmez mi? Dünya nüfusunun &60'ının çok dilli olduğu tahmin edilmektedir. İki dillilik artık çok dilliliğe dönmüş ve insanlar birçok dilde etkili ve denk iletişim kurarak dünya pazarında teknolojiyle, sağlıkla, eğitimle önemli yerlere ülkelerini sürüklemişlerdir. Dünyaya açılmanın önemli gerekliliklerinden biri de birden fazla yabancı dile hakim olabilmektir.

 

 

Dipnotlar:

*İngilizce Öğretmenliği Lisans Öğrencisi

 

 

KAYNAKÇA:

 

Richards, J.C.,Rodgers, T.S. 1986. Approaches And Methods ln Language Teaching. Cambridge University Press

 

Köksal ,A. 2000. Yabancı Dille Ögretim Türkiye'nin Büyük Yanılgısı. Ögretmen Dünyası

 

Aydın, B. 2001. Konuşma Ve Yazma Derslerinde Kaygı Nedenleri. T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları

 

http://www.gonuldengonule.com/urun/urunozel1.asp?id=422&kategori=230&header=&favori=422

 

http://www.kho.edu.tr/kutuphane/kitap/ozetler/00071ozet.htm

 

http://maxpages.com/thena/Decnedir

 

http://www.vitrindekikitaplar.com/dil16.htm

 

 

 

    © Sercan ANGI