MAKALELER >

KARŞILAŞTIRMALI KEMALİST KALKINMA MODELİ - SUAT COŞKUN

ANA SAYFA
HAKKIMIZDA
MAKALELER
ATATÜRK
DUYURULAR
ETKİNLİKLER
BAĞLANTILAR
İLETİŞİM
 
 

KARŞILAŞTIRMALI KEMALİST KALKINMA MODELİ

 

Suat COŞKUN*

 

GİRİŞ

 

Panama'da kurulan fakat İsviçre'de Lugano Gölü'ne nazır bir villadan Yunan'lı bir yönetici tarafından yönetilen bir sermaye şirketinin Liechtenstein'li birinin aracılıyla Brezilya'lı ve İskandinav yatırımcılara satılması 1 pek çoğumuzun ilgisini çekmeyeceği gibi, öyle sanıyorum ki Panama mahkemelerinin de alakadar olacakları bir konu olmayacaktır. Sermaye hareketlerinin içi güdüsel yaklaşım biçimlerini oluşturan bireyci öğeler kendi bünyelerine dahil etmeyi başardıkları kürsel anlayış ile birlikte ulusal sınırları alt üst ederek korumacı olmayan pek çok milli iktisadi yapıya kolaylıkla nüfuz edip, ele geçirilen ganimetleri diledikleri gibi talan etmektedirler. Peşi sıra devam eden bu güçlü neo-liberal akınlar şu sıralar büyük bir mukavemetle karşılaşmaksızın dünya geneline yaymayı başardıkları hegemonyaları ile demokratik zannedilen , sermaye kontrollü totaliter rejimler oluşturmak ile meşguller.**Amaçladıkları hedeflere ulaşmak için hiçbir fedakarlıktan çekinmeyen bu çevreler art niyetli tutumlarını da gizlemek gibi bir çaba içerisinde değiller.Kendilerine duydukları özgüveni her geçen gün biraz daha perçinleyen o ünlü görünmez eller kendi ekonomik çıkarları uğruna hedef aldıkları ulusal devletleri ya büsbütün yutmakta yada parçalara ayırıp yavaş yavaş hazmetmenin uğraşı içerisindedirler.Elbette rant ekonomisinin yarattığı bu ateş çemberinin içerisinde bulunan ülkemizde tüm dünyayı saran bu akıl almaz çılgınlıktan payına düşeni almaktadır. E.F.Schumacher 'in “küçük güzeldir” sloganı ile ülkemizde tam bir serbesti içerisinde faaliyet gösteren uluslar arası sermaye ve onun işbirlikçileri (IMF , Dünya Bankası ve aracı kurumlar) tamamen milli bir şuur içerisinde oluşturulmuş devlete ve dolayısı ile Türk halkına ait kurumları teker teker devre dışı bırakarak küresel arenadaki oyuncularına akla hayale gelmeyecek fırsatlar sunmaktadır.Engin bir bataklığın ortasına saplanan ve kurtulma umudu ile nafile bir çaba içerisinde bulunan mazlum milletler yüzlerini büsbütün örten çamurunda etkisi ile uzatılan her yardım elini sıkıca tutmakta ve beyhude bir uğraş içerisinde kendi sonlarını hazırlamaktadırlar.Çözümü devşirilmiş batı temelli ideolojilerde arayan Türk halkı ,bu gün suratında kapitalizmin şamarını her zamankinden daha fazla hisseder bir vaziyettedir.Özüne yabancılaştırılan ,tarihi unutturulan ,hafızası tamamen silinen insanımız vermiş olduğu bu savaşımı daha evvel daha güç koşullarda tamamen kendi imkanları ve değerleri ile kazandığını maalesef unutmuştur. Hiç şüphesiz bazılarımız bu gün üzerinde yaşadığımız dünyanın 1920'lerden çok daha farklı olduğunu söyleyecek hatta ve hatta İktisadi hayatın bambaşka bir yönde gelişim gösterdiğini iddaa edecek .Hamasetin salt romantik bir anlayış olarak kabul gördüğünü öne sürecek ve tüm bu kabullerin rehberliğinde sözde çözüm önerileri üretecektir.Yine bu çevreler kalkınmanın yolunun; serbest pazar ekonomisinden ,ticaretin tek taraflı düşük gümrük tariflerinden (gümrük birliği) , istikrarın tek parti iktidarlarından ,kaynak yaratmanın IMF ve Dünya Bankası kredilerinden geçtiğini söyleyecektir.Ancak bu gün artık bizler biliyoruz ki yukarıda sıraladığımız unsurların hiç biri günümüzde kendilerini ileri sanayi toplumları olarak adlandırılan milletlerin kendi ekonomik kalkınmaları esnasında uyguladıkları yöntemler ile bağdaşmıyor. İşte biz de bu yazımızda üzerinde ısrarla duracağımız bu önemli

 

*Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisiliği Lisans öğrencisi

** General Motors Günye Afrika'dan Ford Avusturya'dan Exxon ise Danimarka'dan daha büyüktür

 

gerçeklikten yola çıkarak iktisadi açıdan gelişmiş bazı ülkelerin bu gün bulundukları sözde erişilemez konumlara nasıl ulaştıklarını Kemalist ekonomi modelinin* rehberliğinde “karşılaştırmalı” somut örneklerle inceleceğiz. Ve bu tahkikat sırasında göreceğiz ki kalkınmış ülkelerin bu esnada uyguladığı pek çok yöntem Kemalist ekonomi anlayışının içerisinde zaten bulunmakta ve pragmatik** bir yaklaşım içerisinde değerlendirilmektedir. Kısacası bu gün ihtiyaç duyduğumuz enflasyonsuz, döviz darboğazsız, halkın refahını en kısa sürede sağlayacak 2 ani ve hızlı bir kalkınma modelinin başlangıç donelerinin tümü bu topraklarda doğmuş, gelişmiş ve uygulanmış bir ideolojide mevcut.Şimdi de gelin isterseniz bu ideolojinin filizlendiği 1920'lerin Türkiye'sinin daha öncede vurguladığımız o zor koşullarına kısaca bir göz atalım.

 

1920'lerin Türkiye'si

 

Konuyla ilgili görüşlerimi belirtmeye başlamadan evvel bir noktaya özellikle dikkat çekmek istiyorum. Bu bölümün hazırlanış sebebi okuyucu masalsı anlatımlar ile etkilemek yada kendi bakış açımız doğrultusunda daha sonra üzerinde duracağımız mevzulara hazırlamak değildir.Bilakis; bu bölümün kaleme alınış nedeni 1920'lerin şartlarının günümüz koşullarından ne denli başka olduğunu okurlara anlatabilmek ve objektif bir değerlendirme için kıyas imkanı sunabilmektir.Bizce önemli olan bu uyarıyı yapıktan sonra hiç zaman kaybetmeden anlatımımıza 1. Dünya savaşı öncesinde Osmanlı devletinin ekonomik durumuyla başlayalım.

Milletlerin zenginliği gösteren istatistiklere göre,Osmanlı imparatorluğu Birinci Dünya Savaşı arifesinde son sıralarda idi. Woytinsky 'nin tahmin ettiği milli servet tutarları 1914'te Amerika Birleşik Devletlerinde 42 milyar,Almanya'da 16.5 milyar ,Büyük Britanya'da 14.5 milyar ,Fransa'da ve Rusya'da 12 milyar ,Avusturya –Macaristan'da 6.2 milyar ve İtalya'da 4.5 milyar altın sterling idi. Darphane Müdürü Ferit Beyin “Nakit ve itibari Milli”adlı eserinde,Osmanlı imparatorluğundaki varlıklar 300 milyon Reşat altını olarak hesaplanıyordu.Adam başına milli servet payı bakımından Yunanistan ,Bulgaristan ve Romanya ‘dan geride idik. 3 Elbette savaş öncesi içerisinde bulunulan bu olumsuz ekonomik yapı,tahmin edilebileceği gibi harp esnasında da muharebe alanlarına olumsuz yönde tezahür ediyordu .Bu kötü gidişe bir de savaşın kaybedilmesi ve harp zararları eklenince İmparatorluğun parçalanması kaçınılmaz olmuştu. Bu bölünmüşlüğün olumsuz tesirlerini ise çok daha sonraları Mustafa Kemal ve arkadaşları kurtuluş savaşını kazanıp, yeni cumhuriyetin temellerini attıkları yıllarda çok acı bir şeklide tecrübe edeceklerdi. Cumhuriyet kurulur kurulmaz aydınlanma kadrosunun karşılaştığı en mühim sorunlardan biri de: iskan işleri meselesiydi. Milli mücadele sona erdiğinde Manisa , İzmir ve Trakya sayılmazsa,414 köy tümüyle ve 463 köy kısmen yakılmıştı yakılan bina sayısı 57 203 ve hasara uğrayan bina sayısı 5701 idi.Trakya ,İzmir ve Manisa'daki maddi kayıplar da eklenince,bu rakam iki kattan fazlasına yükseliyordu. 4 Bu da yetmezmiş gibi birde işin içine Osmanlı devletinden kopan topraklarda kalan Türk ahalisinin iskan meselesi girince durum daha da içinden çıkılmaz bir hal aldı.Kavala,Selanik,Golos, Preveze ,Parga limanları ile Giritli,Midilli ve öbür adalara vapurlar gönderildi 379 913 kişi tutan 99 709 hane anavatana taşındı. Gelenler yerleştirinceye

 

* Güdümlü Ekonomi modeli.

** Pragmatizim'e göre gerçek ancak deneyin sonucudur.Bu felsefe hiçbir metafizik inanç ve doğmayı kabul etmez.

 

 

 

 

kadar yiyecek,giyecek ve barınak temin edildi 7 618 000 kilo zahire,22 501 çift öküz,27 501 tane tarım alet ve makinesi tevzi edildi.19 279 ev tamir edilerek 4567 ev yeniden yapıldı 66 yeni köy ,meydana getirildi. 5 Aydınlanma kadrosunun genç neferleri sözüne ettiğimiz iskan mevzuları ile uğraşırken meseleye bir de Balkan Savaşı sonrası yurda geldikleri halde henüz yurtlandırılamamış göçmenlerin sorunu eklenince zaten oldukça zorlu olan şartlar iyice ağırlaştı. Bu soydaşlarımızdan 284 392 nüfus tutan 58 027 aileye on yılda “adi iskan “yoluyla 40 692 ev 6321 parça arsa ve 1 milyon 567 bin dönüm tarla, bağ ve bahçe verildi. 6 Tüm bu olumsuz koşulların ortasında bile genç Cumhuriyet Rus istilası dolayısı ile Orta ve Batı Anadolu'ya göç eden “Şark mültecilerinin” eski yurtlarına geri dönebilmeleri için yol parası olmayan göçmenlerin nakledilmelerini kolaylaştırmak maksadı ile resmi makamlar aracılığı ile girişimlerde bulunuluyor, yerlerine dönemeyenlerden 35 017 nüfus tutan 9145 aileye ise ev, arsa,dükkan,tarla ,bağ ve bahçe veriyordu. 7

 

Hükümet bir yandan iskan meseleleri ile meşgul olurken diğer bir yandan da Osmanlı devletinden devralınan hazinenin ve iktisadi hayatın içler acısı durumuna çözüm arayışı içerisinde idi.*Ülkede nüfusun %80'i toprak ekonomisine bağlı ve milli gelirin yaklaşık yarısı tarımdan elde ediliyordu köylü perişan, tarım yöntemleri ise ilkeldi. 8 Bununla ilintili olarak yurt sanayi ise Osmanlı devletinin din tarım imparatorluğundan endüstri toplumuna geçişini gerçekleştiremediğinin açık bir kanıtı idi. 1923'te,irili ufaklı 350 sanayi ve işyeri vardı. Sanayide ve madenlerde çalışan işçilerin sayısı 72 626 idi. 9 Bu 350 sanayi kuruluşundan en çok kar getiren 85 ise tamamen yabancı sermayeli şirketlerin elinde idi. Yabancı sermayenin ülkemizdeki yatırım miktarı ise 150 milyon altın dolardı.Ve bu yatırımların büyük bir çoğunluğu sigortacılık,bankacılık ,madencilik şehir içi nafia(bayındırlık) hizmetleri ve ulaştırma iş kollarında değerlendiriliyordu. 10 **Ticarette ise durum daha da vahimdi.İmparatorlukta ticaretle uğraşan kesimin gayri Müslimlerden oluşması ve Türk ahalisi arasında ticaretle uğraşmanın hoş karşılanmaması savaş esnası ve sonrası dönemde gerçekleşen göçlerin ve ölümlerinde tesire ile iktisadi hayatın kontrolünü tamamen gayri Müslim azınlığın eline bırakıyordu şöyle ki: “Amasya da 6520 ev bulunuyordu.Bunların 5050 si Müslümanlara 210'u Ermenilere 230'u da başka milletlere mensup olanlara ait idi.Küçük sanat erbabı ise şu şekilde dağılmaktaydı.30 demirci, hepsi ermeni,10 marangoz aynı şekilde hepsi ermeni 50 yemenici ,35 i Rum 15'i ermeni 20 terzi 15'i ermeni 5 i Rum,5 tenekeci hepsi ermeni,300 manifaturacıdan 290 ı ermeni 10'u Rum.Bu durum hiç şüphesiz sadece Amasya da bu şekilde tezahür etmiyordu Adana,İzmir,İstanbul gibi ticaret merkezlerinde de durum çok faklı değildi. 11 Yukarıda sözüne ettiğimiz örneklerinde yardımı ile 1920'lerin koşullarını kısaca değerlendirdiğimize göre şimdi de gelin isterseniz bu tespitlerin ışığında 2000'li yılların Türkiye'sinin hal-i ahvâline bir göz atalım.

 

Günümüz Türkiye'si

 

2005 yılı itibari ile ülkemizde 1 022 365 adet traktör,11 811 adet biçer döver,62 adet tarımsal mücadele uçağı,26 363 adet tarımda kullanılan kepçe,180 208 adet su tankeri , 257 466 adet kuluçka makinesi,995 523 adet römork ,326 599 adet kimyevi gübre dağıtım makinesi ve 197 017 adet sap döver harman makinesi (Batöz) bulunmaktadır 12 .Tarım ile uğraşan kişi

 

* Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda ülke nüfusu 16 milyon 916 bin kişi olarak tahmin ediliyordu.

** Vaziyet o kadar kötü bir gidişat içerisinde idi ki Ankara da atların nallanması için nalbant bulmakta bile ciddi sıkıntılar çekiliyordu.

 

 

sayısı ise çalışan toplam nüfusun %30'una tekabül etmektedir. Yine bu gün itibari ile ülkemizde toplam hane halkı sayısı 15 070 093 bunlardan ev sahibi olanların miktarı 10 290 843, kiracı olanlar ise 3 604 367, lojmanda oturan 310 347, kira ödemeyen 730 065 hane halkı bulunmaktadır. 13 Diğer çarpıcı bir örnek ise sadece 2007 Yılının Haziran ayında kurulan toplam şirket ve kooperatif adedinin (ki bu rakam 4277 dir) 1923'teki toplam ticari kuruluş sayısnın 12 katına eşit olmasıdır. 14 . Gelir İdaresi Başkanlığı, 2006 yılı vergilendirme dönemi Kurumlar Vergisi beyanına ilişkin incelemelerin sonuçlarına göre ise Yaklaşık 764 milyon YTL'lik vergi tahakkuku ile Türk Telekom birinci sırada, Ziraat Bankası 528 milyon 13 bin YTL ile ikinci sırada ve 267 milyon 104 bin YTL vergi tahakkuku ile Akbank üçüncü sırada yer almaktadır. 15 .2006 yılının ihracat şampiyonu ise 3 milyar 44 milyon dolarlık ihracatı ile *Tüpraş olmuştur. Bunun yanı sıra 1956 yılından bu yana faaliyet gösteren Habaş da 674.4 milyon dolarlık ihracatı ile ilk 10'a giren şirketler arasında yer almaktadır. 16 Türkiye'nin nisan ayı sonu itibariyle yıllık dış ticaret hacmi ise 235 milyar 449 milyon dolar olarak belirlenmiştir. 17

 

Öyle sanıyorum ki üzerinde durulan konu ile ilgili olarak kullanılan veriler okuyucuya iletilmek istenen mesajı açıkça ifade etmektedir. İçerisinde kişisel bir yorum barındırmayan bu örneklemin okuyucuya da objektif bir kıyas imkanı sunduğunu düşünüyor ve mevzu ile ilgili yorumu okurun kendisine bırakmayı uygun görüyoruz.

 

 

Güdümlü İktisat Anlayışı ve Ekonomide Planlama

 

Kemalist iktisadi anlayışın önemli bir argümanı olarak kabul gören devletin ekonomik sahadaki “güdümleyici” ve dolayısı ile müdahaleci tutumu; bu gün salt liberal çizginin temsilcisi pek çok kişi tarafından bilinçli olarak modası geçmiş katı ve kısıtlayıcı bir tutum olarak yansıtılmaktadır.Tüm ahlaki ve beşeri değerlerini mutlak bir mülkiyet anlayışı üzerine oturtan,piyasaya tapan, serbestinin mutlak mutluluk getireceğine inanan,kar odaklı ve düşük maliyet yüksek kazanç paranoyalı bu hastalıklı zihinlerden elbette kolektif bir çabanın ürünü sayılabilecek devlet aygıtının iktisadi hayata müdahalesini onaylayıcı bir tavırlar beklemek gerçekçi bir yaklaşım olarak değerlendirilemeyecektir.Liberal fikriyatın tüm dayatmalarına rağmen rasyonalitesinden ve dolayısı ile Ampirik ve Pragmatik yaklaşımından ödün vermeyen Kemalist Devletçilik anlayışı öz itibari ile bünyesinde barındırdığı ilklerle de ideolojik tutumunun yansımalarını günümüze taşımaktadır.Şöyle ki Cambridge Üniversitesi Kalkınma Çalışmaları'nda yönetici yardımcısı olan ve Çeşitli BM kuruluşlarında (UNCTAD,WIDER,UNDP VE UNIDO) Dünya bankası ve Asya kalkınma bankası dahil pek çok uluslar arası organizasyonda danışmanlık yapan Ha-Joon CHANG 2004 yılında yayınlanan “ Kalkınma Reçetelerinin Gerçek Yüzü” adlı eserinde Mustafa Kemal ATATÜRK'ÜN devlet güdümlü kalkınma modeli diye adlandırılacak olan stratejiyi ilk uygulayan lider olduğunu açıkça dile getiriyor ve bunun yanında * Kemal ATATÜRK'ÜN Kore'nin efsanevi lideri General Park için bir rol model olduğunu ifade ediyordu. Prof.Dr.M.A.AYSAN da “ Atatürk'ün Ekonomi Politikası” adlı eserinde kurmuş olduğumuz kamu iktisadi teşebbüslerin benzer kuruluşlarının ilk örneğinin, 1933'te A.B.D'de kurulan ‘ 'Tennesee Valley Authority ” olduğunu bizlere aktarıyor ve 1933'te İtalya'da da benzer gelişmeler görüldüğünü hatırlatarak; bizim girişimlerimizin tarihler bakımından daha eski olduğunu ve meseleye bir kalkınma felsefesi çerçevesi içinde yaklaşıldığını

 

*Koreliler Ulu öndere daha çok Kemal ATATÜRK ismi ile tanırlar.

 

 

 

belirtiyordu. 18 Peki üzerinde ısrarla durduğumuz *güdümlü iktisat anlayışı neyi ifade eder?

 

Güdümlü ekonomi modeli “ulusun genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği ekonomik alanlarda,devleti doğrudan ilgili ve etkin duruma getirmek” maksadı ile oluşturulmuş ideolojik bir tutumdur. 19 Yada Mustafa Kemal'in tanımıyla:

 

Devletçiliğin bizce manası şudur; fertlerin hususi teşebbüslerini ve faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleketin iktisadiyatını devletin eline almak.” 20

 

Dilerseniz mevzunun dahi iyi anlaşıla bilmesi için günün koşulları itibari ile iktisadi açıdan bizden çok daha ileride olan bir ülkenin Japonya'nın kendi kalkınması esnasında büyük ölçüde tatbik ettiği bu yöntemi yine bu ülkeden bir örnek ile açıklamaya çalışalım;

Japonya'da devletin öncülük ettiği sektörlerden bir de madencilik sektörü olmuştur.Bu sahada bir tekel bahis konusu olmamış bilakis devlet özel sektör firmalarına yol gösterici ve destekleyici bir rol oynamıştır.Nitekim 1885 yılında madencilik sektöründe 4563 şirket işletici olarak kayıtlı bulunmaktadır.Devlet bazı sahalarda modern teknikle maden işletmeciliğini özel sektöre kıyasla geniş çapta yapmıştır.Devlet işletmeciliğinde bilhassa stratejik maddeler ön plana alınmıştır.1881 yılına ait bir istatistiğe göre devlet altın üretiminin %90'nı gümüş üretiminin %91'ni kurşun üretiminin yüzde 42'sini demir üretiminin yüzde 23'ünü bakır üretiminin %6'sını ve kömür üretiminin yüzde %0.5'ni sağlamıştır.Bu tarihlerde özel sektör binlerce kömür madeni işletmekte iken devlet sadece 9 maden işletmiştir.Ancak Devlet tarafından işletilen kömür madenleri en son tekniğe göre işletilmiş ve özel sektöre örnek teşkil etmiştir.Devlet kömür madeni işletmeciliğinde gelişme sağlamak amacı ile *Devlet Maden Bürosu'nda 1873 yılında 35 ve 1880 yılında 23 yabancı mühendisi yüksek maaşlarla çalıştırmıştır. 21

 

Yukarıdaki örnekten de açıkça anlaşılacağı gibi güdümlü ekonomi modeli (Kemalist Devletçilik anlayışı) kişilerin girişimcilik ruhunu engelleyen,dogmatik,katı ve tutucu bir anlayışı ihtiva etmez.Aksine ülke kalkınması için özel teşebbüs ruhunu elzem gören ancak iktisadi sahada kontrolün, denetimin ve yönlendirmenin devletin bir fiil elinde olması gerekliliğini zaruri kılan, kararalı bir iktisadi anlayış içerir.Kısacası Kemalist devletçilik özel teşebbüse değil onun kötüye kullanılmasına karşıdır. 22

 

Konu ile alakadar önemli bir diğer hususta ekonomide devletçilik anlayışının zannedildiği gibi 1929 Dünya ekonomi bunalımına karşı ülkenin savaş sonrası ekonomisini savunmak amacı ile doğmuş olmadığıdır.. Bu buhrandan çok daha evvel Mustafa Kemal ,birinci Millet Meclisinin açış konuşmasında (1 mart 1922) batı dünyasının yerli ezici rekabetiyle gelişme olanaklarını yok etmesinde yakınırken,konuşmasının sonlarına doğru şunları söylemiştir;

 

 

* Bazı kaynaklarda Karma Ekonomi modeli olarak da isimlendirilir.

** 14 Haziran 1935 T.B.M.M' de "Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü Kurulması Hakkında Kanun"   kabul edildi.

 

 

 

 

 

 

Ekonomi siyasetimizin önemli amaçlarından biri de toplumun genel faydasını doğrudan doğruya ilgilendirecek kuruluşlar ile ekonomik alandaki teşebbüsleri,mali ve teknik gücümüzün ölçülerine uygun olarak devletleştirmektir …. Yalnız ekonomik yönden fayda sağlamak şartıyla ,gerek madenlerimizde ve gerekse diğer ekonomik konularda ve bayındırlık işlerimizde kullanılmak istenen sermayenin sahiplerine

hükümetimizce her türlü kolaylığın gösterileceği şüphesizdir.Bundan sonraki ekonomi siyasetimizde,tespit

etmiş olduğumuz bu temel esaslara uygun olarak hazırlayacağımız bir plana göre,bakanlar kurulumuzun uygulamaya geçmesini bekliyoruz.” 23

 

Bu açıklamadan tam bir yıl sonra İktisat Vekili Mahmut Esat Bozkurt'un 1923 İzmir İktisat Kongresindeki

 

“ Yeni Türkiye,Karma bir iktisat sistemi takip etmelidir.İktisat teşebbüsleri kısmen devlet kısmen kişiler tarafından yerine getirilmelidir.Memleketimizin iktisadi vaziyeti bunu icap ettiriyor” sözleri genç Cumhuriyet'in iktisadi politikasının “güdümlü ekonomi anlayışı” olacağının teyidi olmuştur.

 

Yukarıda devletçilik prensibinin doğuşu ile ilgili olarak belirttiğimiz hususların doğruluğuna inanmamızı sağlayacak diğer bir önemli bulguda genç Cumhuriyetin mirasını devraldığı “İmparatorluğun “ sarı sayfalarında gizlidir.

 

Osmanlı Devleti'nin serbest ticarete geçiş serüveni 1838 yılında İngiltere ile Baltalimanı Ticaret Anlaşması adı verilen bir anlaşmayı imzalaması ile başlamıştır 24 ve bu antlaşma dönemin tüm olumsuzluklarına rağmen 1923 yılına dek yürürlükte kalmayı başarmıştır . Yeni Cumhuriyet kurulup Lozan da görüşmeler başlayınca sözü edilen anlaşma batılı ülkeler tarafından tekrar gündeme getirilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti,1923 yılında Lausanne'da akdedilen Antlaşma ile Osmanlı İmparatorluğundan tevarüs ettiği (miras kalan) gümrük tarifesinde ve resim hadlerinde 1929 yılına kadar bir değişiklilik yapmamayı taahhüt etmiştir. 25 Bu antlaşma Cumhuriyet'in gümrük tariflerini düzenleme yetkisini büyük ölçüde elinden almış ve kamu otoritesinin serbest ticareti terk etme seçeneğini ortadan kaldırmıştır.Görüldüğü gibi 1923-1929 tarihleri arası uygulanmak zorunda kalınan kimi liberal politikaların gerçek sebebi ideolojik bir tutumdan ziyade bir zorunluluktur.Ancak Lausanne'da imzalanan antlaşma belirlenen tarihte yürürlükten kalkınca 1930'dan itibaren himayeci gümrük tarifesi tesirini göstermeye başlamış müteakip(ardı sıra) yıllarda tatbik edilen kambiyo kontrol rejimi,tahditli(sınırlı) tediye(para vb..) sistemleri,takas ve kliring rejimleri ile ithalatı hayli kısılmıştır. 26 Böylece aydınlanma kadrosunun yılmaz neferleri elde ettikleri gümrük serbestisi ile ekonomideki kısmi edilgen pozisyonlarından kurtulup ülkenin iktisadi hayatının kontrolünü tamamen kendi ellerine almışlar ve Bizatihi Kemalist ideolojinin diyalektiği içerisinde yer alan ekonomide planlama anlayışını ülke genelinde tatbik etmeye başlamışlardır.

1923 Şubatında,”plan” terimi basında ve literatürde çok az kullanılıyordu.”Üretimi palanlaştırma “ önerisi pek çoğumuzun sandığının aksine yüz yıl önce Fransız düşünür Saint Simon tarafından ortaya atılmıştı. Lenin'in üç yıl önce kurduğu plan dairesi,Rusya'da hazırlıklarını sürdürüyordu. 27 Gerçi Sovyet Rusya,dünyadaki ilk ekonomik kalkınma planını 1928 de uygulamaya koymuştur ancak,demokratik ülkeler de planlama çabalarının tümü 2.Dünya Savaşı'ndan sonraya rastlar.Bizim ilk sanayi palanımız,1935'de uygulamaya başlanmıştır.Özel teşebbüs ve girişimin hakim olduğu bir demokratik kalkınma planı uygulamasının dünyadaki ilk örneğidir. 28 Mustafa Kemal,”Türkiye ve Rusya arasında iç rejimler açısından ilişki ve benzerlik söz konusu olmayacağını kesinlikle

ifade etmiştir. Onun zihnindeki model çiftçinin tüccarın,sanayicinin ve işçinin devlete işbirliği halinde başlatacakları bir iktisadi seferberlikti. 29 Her ne kadar birinci beş yıllık kalkınma planımızı 1935' de uygulamış olsak da bu prensibin Mustafa Kemal'in zihninde çok daha önceleri canlandığını *1926 yılında kendi direktifleri ile Başbakanlığa bağlı Merkezi İstatistik Dairesini kurdurması ile anlıyoruz. Gerçi buna benzer bir kurum Osmanlı devletinin son yıllarında (1918 de) Sadaret'e bağlı İstatistik Müdüriyeti Umumiyesi bünyesinde kurulmuştur ancak bir yıl devam ettikten sonra kapatılmıştır. 30 Gazinin kurdurduğu İstatistik dairesi bünyesine kattığı Cammille Jacquart'a ,ve Alman İstatistikçi Dr. Franz Eppenstein gibi devrin ünlü uzmanlarını dönemin en yeni bilimsel yöntem ve teknikleri ile buluşturarak kısa zamanda farkındalığnı ortaya koymuştur. 31 Daha sonraları planlama projelerinin omurgasını oluşturacak bu kurum **Almanya da yaşanan hiper enflasyon örneği de göz önünde bulundurularak günün ekonomik koşulları çerçevesinde yapılandırılmıştır. Hiç şüphesiz,iş hayatı ve mali matbuat(basın) mevcut olduğu günden beri ,hadisatı evvelden kestirebilmek, iş adamlarının ve mali gazetecilerin en büyük emelidir.Fakat,müstakbel bir siyasetin umumi hareket hattını elde edebilmek için istatistikleri sistemli bir tarzda toplamak ,onları tahlil etmek,tamamen yeni bir meseledir. Harpten evvel Amerika'da , bir nevi iktisadi barometre mevcuttu .Fakat 1916 da Harvard komitesinin tesisine kadar,hiçbir ciddi çalışma yapılmamıştı 32 .Bu safhadan sonra iktisadi sahadaki planlama çalışmaları büyük bir heyecan dalgası içerisinde tüm batılı rasyonalist ülkeleri sardı. 1925 de Almanya'da konjonktür tetkikleri için bir enstitü kuruldu ve istatistiki faaliyetleri yürütmeye başlandı. 33 Ardından Belçika da ayını suretle bir kurum oluşturuldu. 34 Diktatörlük rejimi devrildikten sonra İspanya da iktisadi araştırmalar Enstitüsü adı altında benzer bir kurum meydana getirildi ve toplanan,istatistiki dokümanların tümü bu enstitüye devredildi 35 . Hollanda'da iktisadi cycle tetkikleri harp sonrası devresinde başlar ve ilk istatistiki kurum La Haye merkezi istatistik bürosudur. 36 Görüldüğü üzere pek çok ülke tarafından istatistiki kurumların ekonomiye kazandırdıkları artı değer anlaşılınca sözü edilen müesseseler peşi sıra faaliyete geçirilmiştir. Ancak pek çoğu Rusya örneğinde olduğu gibi başlarda ekonomik yapıya önemli derecelerde katkı sağlayamamıştır.Pek tabi Sovyetlerdeki 1920'lerin başarısızlığına bakarak o sisteme karşı fazla haksızlık etmeye de hakkımız olmamalı.Çünkü,o ülke devrimin 25. yılında,kimi yoksulluklara karşın hemen hemen güçlü bir sanayi ülkesi haline gelmiştir.1923 de 11 milyar ruble olan üretim hacmi ile dünyanın büyük devletleri arasında çok mütevazı bir durumdayken,birinci ve ikinci sanayi planları sonucunda 1937 de 95.5 milyar Rubleye ulaştı bu yılda %9 büyüme demekti. 37

 

Ekonomide kalkınma planlarının hem teorik hem pratik neticelerini yakinen tecrübe etme imkanı bulan Çin temmuz 1955'de,(1953-1957 için) ulusal ekonominin gelişmesinde ilk beş yıllık plan nihai olarak onayladı ve bu ilk beş yıllık planın görevleri formüle edildi. 38 Çin de birinci beş yıllık plan sırasında brüt üretim artışının yıllık ortalama temposu yaklaşık %14'e ulaştı .Sanayi,ürün imalatını her yıl ortalama %18,tarımı ise %4.5 arttırdı. 39 Çin hızlı bir şekilde büyüyen ve sermayenin bir kısmının devlete ait olduğu bir karma işletmeler sektörü ile temsil ediliyordu. 1954-1955'de bu işletmelerin sayısı planın başlangıcına oranla üç misli

 

* 1926 yılında kurulan "Merkezi İstatistik Dairesi" 1930 yılına kadar faaliyetlerini sürdürmüş, 1930 yılında 1554 sayılı yasa ile "İstatistik Umum Müdürlüğü" adını almıştır.

** ( Almanya'da) ocak 1919 da 9 mark 1 dolara değiştirilebilirdi.Bu rakam Haziranda 14 mark ertesi Ocakta 65 oldu.Ama bu daha işin başıydı.Birkaç dalgalanmadan sonra Ocak 1922'de değişim oranı 190 oldu:üç yıl içinde mark değerinin %95 ni kaybetmiş,takip edilen yıllarda düşüş devam etmiş, Haziran 1923'te 1 dolar 350.000 mark Aynı yılın Ağustosunda 4.620.000,Eylül ayında 100 milyon Kasım ayında ise 4.2 trilyon olmuştur.

çoğaldı ve üretimin tamamının maliyetinde özgül ağırlıkları %16.1'e ulaştı. Özel kapitalist ve kapitalist devlet sektörlerinin toplam üretiminde bu sonuncusu 1952'de %11'e karşın %50 ye giriyordu. 40

 

 

Japony ise ilk İktisadi Planlama Teşkilatını 1952 de kurmuş ve başına bakan seviyesinde bir genel müdür tayin etmiştir. 41 Japonya İkinci dünya Harbinden 1971' dek yedi adet ekonomik plan oluşturmuş ve altısını uygulamaya koymuştur. 42 Görüldüğü üzere ileri sanayi toplumlarının geçmişte tatbik ettiği planlamaya dayalı güdümlü iktisadi programlar bu gün ziyadesiyle karşılığı alınan sosyal sermaye yatırımlarına dönüşmüştür. Peki kalkınma esnasında devletin bir fiil uygulamaya koyduğu içtimai(sosyal) sabit sermaye ne anlama gelmektedir ve hangi unsurları içerisinde barındırır.

Sosyal fayda yaratmak amacıyla, doğrudan doğruya devlet tarafından kâr elde etme amacı güdülmeksizin yapılan yatırımlara sosyal sabit sermaye yatırımları adı verilir. 43 Sosyal sabit sermaye karakterini taşıyan faaliyetler; yol,kanal,enerji,sulama,liman,sağlık,eğitim v.s gibi unsurlarla sınıflandırılabilir. 44 Bilhassa kalkınmanın başlangıcında ihtiyaç duyulan sermayenin pek büyük kısmı,sosyal sabit sermayeden ibarettir .Ekonomik bakımdan ileri memleketlerde mevcut sermaye stokunun yarıdan fazlası,sosyal sabit sermaye şeklindedir. R.W Goldsmith Amerika Birleşik Devlet'lerinin 1949 senesindeki kapital stoku hakkında yaptığı etüde,stokun %56.7 sinin sadece maddi mahiyette olan sosyal sabit sermayeden ibaret bulunduğunu tespit etmiştir. 45 Sosyal sabit sermayenin temini ,pek az istisnasıyla devlete terettüp etmektedir(icap etmek). Rostow 'un anlamında *take off devresine geçiş,devletin lüzumlu sosyal sabit sermayeyi yeter miktarda kurmuş olmasına bağlı bulunmaktadır. En liberal metotlarla kalkındığı sanılan Amerika Birleşik Devletlerinde bile ,1815 ile 1840 arasında,eyaletlerin ve mahalli hükümetlerin sosyal sabit sermayeyi kurmakta oynadıkları rol büyük olmuştur. 46 Bu gerçeğin farkında olan Mustafa Kema l de kalkınma esnasında ve sonrasında sosyal fayda uğruna devletin hangi değişmez unsurları içerisinde barındırması gerektiğini açıkça ifade etmiştir. Bu hususlar ise şunlardır. 1 ) Yollar, demiryolları vs. Gibi nafıa (bayındırlık işleri) 2)Maarif (eğitim ve öğretim sistemleri) işler 3) Sıhhiye işleri, 4) İçtimai muavenet(sosyal güvenlik)işleri 5) Ziraat, ticaret, sanata ait iktisadi işler. 47 Ülkemizde Sosyal sabit sermaye yatırımlarının ne yönde vuku bulacağının belirlenmesinden sonra devlet konu ile ilgili kararlılığını birinci beş yıllık kalkınma planını hayata geçirerek göstermiştir.

 

Birinci ve ikinci beş yıllık kalkınma programları

Kalkınmamızın esas hedeflerinden ve Birinci Beş yıllık Planın hakim prensiplerinden biri de sosyal adaletin gerçekleştirilmesidir.Sosyal adalet,geniş manada,gelir dağılışındaki çok aşırı farkların amme vicdanında makul sayılacak bir dereceye indirilmesi olarak tarif edilebilir. 48 Bu fikriyat aydınlanma kadrosunun en mühim prensiplerinden birini ihtiva ediyordu bilhassa 17 şubat 1925'te 552 sayılı kanun ile devletin gelirlerinin %21.3 nü teşkil eden aşar vergisinin kaldırılması 49 ve yine aynı yıl içerisinde 1925 bütçesi ile 716 sayılı kanuna dayanarak toprağı olmayan köylülere toprak dağıtılması.Köylülere,aldıkları arazinin bedelini ödemek üzere 20 yıl süre tanınması .On yılda 96 115 nüfuslu 22 223 ailenin 731 450

 

*take off: Kalkınmak ,kalkışa geçmek

 

 

 

 

 

 

 

dönüm toprak sahibi olmasını sağlamıştır. 50 Birinci Sanayi planında 31 milyon TL'lık yatırım hacmi ön görülmüştür.Bu rakam toplam dış alımın %42'sini ikame edecekti.Nitekim 1930'lara kadar toplam dışalım içinde ortalama binde 60 payı olan yünlü dokuma 1932'den sonra binde 20 ye ve pamuklu dokumanın da binde ortalama 210 olan payı içinde 150 ye inmiştir. 51 Birinci sanayi planı ile birlikte somut olarak başlatılan devlet eli ile kalkınma stratejisi yukarıdaki örnekten de anlaşılacağı gibi kısa sürede netice vermiştir. Bu dönem içerisinde yaklaşık olarak 80 adet fabrika devlet eli ile kurulmuş ve pek çok tesis yine hükümet tarafından millileştirilmiştir. Bu hususu birkaç örnek ile desteklemek gerekirse; 5 Aralık 1933 Eskişehir Şeker Fabrikasının açılması, 27 Nisan 1934 Menemen-Bandırma-Manisa Demiryolu hattının satın alınması, 13 Ağustos 1934 Bakırköy bez fabrikasının faaliyete geçmesi ve *28 Kasım 1936 Ereğli Kömür Şirketi'nin
Devletçe satın alınması belirttiğimiz hususa emsal teşkil edebilir.Birinci beş yıllık planın ülke ekonomisine katmayı başardığı su götürmez artı gerçeklik aydınlanma kadrosunda ikinci beş yıllık planı hayata geçirme konusunda müthiş bir istek yaratmıştır.Nitekim yine Mustafa Kemal 'in önderliğinde ve Celal BAYAR 'IN hatırı sayılır katkıları ile ikinci bir beş yıllık plan oluşturulmuş ancak Mustafa Kemal 'in ölümü ve İnönü 'nün ikinci dünya savaşını sebep göstermesi ile bu plan rafa kaldırılmış ve bu durum Kemalist iktisadi anlayış için sonun başlangıcı olmuştur. Halbuki ikinci sanayi planı tatbik edilip uygulanmış olsa idi ülke ekonomisi kısa sürede kendi kuruluş sermayelerini ikame edebilecek ve ülkenin iktisadi yapısına artı değerler kazandıracak pek çok önemli kuruluşu bünyesine ilave etmiş olacaktı. Peki ikinci beş yıllık planda hayata geçirilmesi düşünülen projeler nelerdi?

a) Sentetik Benzin üretimi

 

Sentetik benzin üretiminde, uygulanabilir iki seçenek ele alınmış ve verimliliği birbiriyle karşılaştırılmıştır.Bu iki seçenekten ilki ülkemizdeki kömür bünyesindeki katranı benzin haline dönüştürmek bir diğeri ise doğrudan linyitten benzin elde etmek idi.Yapılan incelemeler neticesinde sentetik benzin üretiminin minimum bedelinin dışalım fiyatının üç katı dolayında olacağı saptanmış ve bu nedenle bu tür bir kuruluşun verimli bir yatırım sayılamayacağı konusunda mutabakata varılmıştır.Ancak Mustafa Kemal'in ekonomik ve siyasal tam bağımsızlık ilkesi özümsendiği için projeye sahip çıkılmış ve aşağıdaki tümce ile bu husus özellikle vurgulanmıştır.

 

Memleket sentetik benzin istihsali halinde,maliyet ithal eden CIF fiyatın üç,dört misli olacağından,bir iktisat meselesinden ziyade milli müdafaa mevzuudur. 52

 

b) Azot sanayi , Yunus balıkları , Alkoloid Tesisi Projesi ve Soğuk hava depoları

İkinci beş yıllık sanayi Planına giren stratejik önemdeki yatırım projelerinden bir önemlisi Kütahya da kurulması ön görülen Azot sanayi ve bir ikincisi de yılda 120 ton afyon işleyerek 12 ton baz morfin üretecek alkoloid tesisleriydi.1971 de Erim hükümetince ABD'nin yönergesi altında afyon ekimi yasaklanmış ama Mustafa Kemal ATATÜRK ‘ün bu projesi nedense kimsenin aklına gelmemiştir. Bir başka önemli ve son derece ilginç yatırımda yılda

 

*Tıpkı Fransız hükümetinin 1939-1945 yılları arasında elektirik üreten tüm diğer Fransız şirketlerini olduğu gibi 800 yıllık Toulouse Bazacle Elektrik şirketini kamulaştırması. 53

 

 

 

 

86.000 adet yunus balığının avlanarak 1850 ton balık yağı üretimi ve balık derisi dış satımını ön gören projeydi.Bu projenin de unutulmasının nedeni anlamak olanaklı değil. İkinci sanayi planında 10 ilimizde soğuk hava tesislerinin kurulmasına ilişkin yatırım projelerine de değinmeden geçemeyiz.1941,'e kadar gerçekleşmesi planlanan bu projeler gerçekleşseydi yılda 10.4 milyon karşılığı döviz geliri sağlanacak ve de Türkiye orta Avrupa piyasalarında yaş meyve ve sebze alanına daha o yıllarda Yunanistan'dan ve Yugoslavya'dan önce girmiş olacaktı . 54

 

 

Devlet İşletmelerinin devri

 

Kurulduktan sonra devlet elinde muhafazasında zaruret olmayan işletmelerin hususi sermaye devri öyle sanıyorum ki Kemalist iktisadi anlayışın en çok merak edilen kısmını oluşturmaktadır. Devir meselesinde iki ana prensibe riayet etmek icap eder. Prensiplerin bir tanesi, devir muamelesinin sermaye terakümünü(birikimi) arttırmasına dikkat edilmesidir.İkincisi,bu devir vesilesi sosyal bünye istikrarının takviyesidir. 55 İkinci prensip olarak Hükümetin,bunları holdingler halinde,halkın kontrol ve mülkiyetine devretmeyi benimsediği görülmektedir.Aynı görüş,Atatürk'ün kabul edip,geliştirdiği devletçilik anlayışının de temel taşlardan biridir.Her iki prensibe uygun bir devir,satıcı ve alıcı bakımından muayyen şartların gerçekleşmesine bağlı bulunmaktadır.Satıcı bakımından gerçekleşmesi gereken şart,satıştan elde edilen meblağların doğrudan doğruya devlet veya devletin destekleyeceği –bizde Sınai Kalkınma bankası gibi-bir müessese tarafından yeniden yatırıma tahsis olunmasıdır.Alıcı bakımından ise vaziyet bir hayli mühimdir. Filhakika,satıcı yukarıda belirtilen şartı yerine getirse bile devir vesilesiyle bir taraftan milli ekonomiye net sermaye ilavesinin diğer taraftan sosyal bünyede takviyenin söz konusu olabilmesi,alıcının kimliği,bu işe tahsis ettiği meblağların menşei ile çok yakından ilgilidir.Alıcılar iş adamları oldukları takdirde,söz konusu iki prensibe uygun bir devir yapma ihtimali çok zayıflar ve çoğunlukla mubayaa(satın alma) işinde kullanılacak para,aşağıdaki iki kaynağın birinden veya her ikisinden tedarik edilir.

 

•  Kaynak, önceden yaratılmış tasarruf olabilir. Bu takdirde sermaye terakümünde –devri dolayısıyla –her hangi bir fazlalaşma olmayacaktır. Esasen yatırıma tahsis edilmek üzere ayrılmış bir para, önceden yapılmış yatırımlara plase edilmiş olacaktır.

•  Kaynak, banka kredileri olabilir. Filhakika bizde devlete ait fabrikaların devri söz konusu edildiği vakit,iş adamları daima kendilerine satış bedeli kadar yeni krediler açılmasını istemişlerdir.Böylece bir finansman metodu.para arzından sebebiyet vereceği genişleme dolayısı ile fiyatları yükseltecek ve belli sosyal sınıfların istihlakinde daralmaya sebebiyet verecektir.Böylece iş adamlarının muhtaç olduğu sermayeler,sabit gelirli sınıflara yüklenen cebri(zorla) tasarrufla yaratılmış ve sermaye terakümüne ilave yapılmış olacaktır.Ancak cemiyetin gelir ve servet dağılışını daha da bozacak olan böyle bir metot ,tabiyatiyle tavsiye olunamaz:gerçekten bu suretle sosyal istikrar takviye edilmiş olmayacak,bilakis istikrarsızlık faktörleri arttırılmış bulunacaktır.

Krediyi ,bankalar yerine devletin açması,yani satışı vadeli yapması halinde de ayni netice doğacaktır, çünkü,yukarıda belirtildiği gibi devletin,sattığı işletmelerin bedeli miktarında yeni yatırımlar yapması –veya yaptırması icap edeceğine göre,cebri tasarruf mekanizmasını,vergi veya emisyon yoluyla,bu sefer yapacağı diğer yatırımlar için hareket getirmesi icap edecektir.

 

 

Devlet iktisadi işletmeleri orta gelirli sınıflara satıldığı takdirde,hususi sermaye devir faaliyeti koyduğumuz her iki prensibe uygun şekilde yapılmış olacaktır.Türkiye'de orta gelirli

sınıfı geniş mikyasta memurlar,hususi müesseselerdeki ücretliler,kalifiye işçiler,küçük esnaf ve toprak sahibi kimseler temsil ederler. Bunlar umumiyetle tasarrufta bulunmadıkları gibi,küçük toprak sahiplerinin dışında kalanların servetleri de fevkalade mahduttur (azdır).Satılacak devlet işletmeleri kar getirecek bir şekilde değerlendirilerek küçük aksiyonlara bölündüğü ve bu sınıflara mubayaa(satın alma) kolaylıkları gösterildiği takdirde tasarrufta bulunmaları ve tasarruflarıyla alacakları hisse senetleri sayesinde,iktisadi emniyetlerini arttırmaları sağlanabilir. 56 İşte tam da bu safhada zihinlere bizleri meşgul edebilecek birkaç sorunun takılması kuvvetle muhtemeldir.Bunlardan ilki; yukarıda mutabakata vardığımız hususla ilgili bizleri ihya edebilecek prensipleri ihtiva eden yapının hangisi olacağı sorusudur.? Bir ikincisi de iktisadi kamu teşebbüslerin en büyük problemi olarak kabul gören kişilerin verimlilik ve motivasyon oranlarının nasıl arttırılacağı mevzusudur. Kapitalizm'in en büyük düzenleyici unsuru sayılan sermaye ve mülkiyet temelli oto kontrol sistemi daha öncede belirttiğimiz gibi bireyci ve kişisel çıkar odaklı düzenleyici rejimi ile birlikte belirli bir sosyal alan ve belirli bir sınıf tahakkümünde oldukça başarılı neticeler vermektedir. Ancak bu durum geniş tabanlı içtimai bir sahada gelir dağılımı açısından fiyaskodan başka bir netice vermemektedir. Bizim aradığımız formül ise uygulama sahasının boyutlarına bakmak sızın her seferinde toplumsal açıdan adaletli bir paylaşım imkanı sunabilecek araçları içinde barındırmak zorundadır. Bizim bu soruna getirebileceğimiz ilk çözüm önerisi bireyin kusurlu ve çoğu zaman akılcı olmayan duygusal yapısını göz önünde bulundurarak şahıs temeli olmayan otomasyona dayalı otokontrol sistemi olacaktır.Yani kişiyi sıradanlaştıran süreçlerde inisiyatif kullanma yetkisini teknolojik araç ve gereçler yardımı ile şahsın elinden almaktır.,*Örneğin kırmızı ışıkta kural ihlali yapan bir sürücünün, polis memurunun iyi niyetinden yaralanmasını önlemek için trafik ışıklarına plaka okuyan bir cihazın yerleştirilmesi ve böylece suçu işleyen ile iyi niyetli polis memurunun cezai yaptırımı uygulama konusunda karşı karşıya gelmesini önlemek olabilir.Bir diğer çözüm önerisi ise liberal iktisadi anlayışın temel argümanlarını reddetmeyerek ancak bu unsurların barındırdığı sermaye bölüşümü konusunda şahısların tekelini ortadan kaldırmaya yarayan çoğunluğun inisiyatifi elinde bulundurduğu ve böylece kapital dağılımının tabana yayılabildiği çoklu sermaye bölüşümlü otokontrol sistemidir. Sanıyorum bu modele en güzel örnek Kemalist iktisadi anlayışın üzerinde önemle durduğu kişi ve sermaye sınırlaması olmayan dileyen herkesin kapitalist oyuncaklar kullanmadan sadece ellinde bulundurduğu sermaye ile ortaklık kurabileceği, ne tamamen devletin nede özel teşebbüsün kontrolünde olan bir üçüncü sektör yani Kooperatifçiliktir.

 

Üçüncü Yolun Üçüncü Sektörü “Kooperatifçilik”

 

Türkiye'de Batı anlamında ilk kooperatifçilik hareketi 19.yüzyılın sonlarında doğru Mithat paşa ile başlamıştır. Mithat Paşa kurduğu Memleket sandıkları ile yurdumuzda kooperatifçiliğin öncüsü olarak kabul edilir. 57 Mithat Paşa ,Memleket Sandıklarının ilkini Bulgaristan Eyaletinin valisi olduğu Niş vilayetine bağlı olan o zamanki ismiyle Şehirköyü Kazası'nın merkezinde kurmuş ve bu sandıkları kısa bir süre içerisin de Bulgaristan topraklarının tamamına yaymayı başarmıştır. 58 Diğer Avrupa ülkelerinde tarım kredi sandıkları çok daha sonraları ortaya çıkmıştır.Örneğin İtalya da 1883,Avusturya ve İsviçre de 1886 senesinde kurulmuştur.Almanya da 24 Temmuz 1864'te ilk Raiffeisen tarım kooperatifi olarak kabul edilen kooperatif Heddesdorf'ta açılmıştır. Fredrich Wilhelm RAIFFESIEN söz konusu ilkelerini Mart 1866'da yani ilk kredi kooperatifini kurduktan iki

sene sonra açıklamıştır.Mithat Paşa ise ilk memleket Sandığını Kasım 1863'de,yani ilk Raiffeisen Kooperatifinden dokuz ay önce Şehirköy'ünde açmıştır. 59 Bu sırada 1883 senesinde yalnızca Osmanlı İmparatorluğuna bağlı Bulgar prensliği sınırları içerisindeki

Memleket Sandıkları için özel bir yasa çıkarılmış Memleket Sandıklarına Ziraat sandıkları ismi verilmiştir. 60 Mustafa Kemal Genç bir kurmay subay iken,askeri ateşe olarak görev

yaptığı sırada;kooperatif hareketinin canlı olduğu,Bulgaristan ve diğer balkan ülkelerinde (Erkanıharp Kaymakamı rütbesi ile 27.10.1913-2.2.1915 tarihleri arasında Sofya'da 1 mart 1914'ten itibaren aynı zamanda Belgrad,Bükreş Çetine'de) kooperatif yolu ile elde edilen kazanç ve yararları bir fiil tatbik etme imkanı bulmuştur.Kendiside Sofya'da ateşe militer olduğu sırada,Bulgaristan köylerini ve kooperatiflerini incelediğini;Büyük zaferden sonra İzmir'den Ankara'ya trenle dönerken 29 eylül 1922 tarihinde İstanbul Mebusu Fetih(OKYAR),Başvekil Rauf (ORBAY) ve hariciye Vekili Yusuf Kemal (TENGİRŞENK) ile yaptığı sohbette söylemiştir. Yine bu konuşma esnasında bir köye çekilip kooperatif kurarak,çiftçiliğe başlayacağını belirtmiştir. 61 T.B.M.M'NİN açılmasından kısa bir süre sonra Mustafa Kemal'in kooperatifleri yasal bir esasa dayandırma çabaları başlamıştır. Mustafa Kemal başkanlığındaki Vekiller heyeti kararıyla hazırlanan 77 maddelik Kooperatif şirketler Kanunu Layihası ve 4 sayfalık gerekçesi 27 eylül 1920 tarihinde Meclise sevk edilmiştir.Bu kooperatif şirketler kanun tasarısına Meclis Başkanı olarak Mustafa Kemal imza atmıştır. 62 1920'de çıkarılması düşünülen Kooperatif şirketler kanunu yasalaşmayınca;1923 senesinde Cumhuriyet ilan edilmeden önce İktisat vekaleti tarafından 97 madde den oluşan İstihsal,alım ve satım Ortaklık Kooperatifleri Nizamnamesi çıkarılmıştır.Bu nizamname 17 Şubat -4 mart 1923 tarihleri arasında toplanan İzmir iktisat kongresi'nde alınan kararlar çerçevesinde hazırlanmıştır. 63 1923-1928 yılları arasında istihsal,alım ve satım Ortaklık Kooperatifleri nizamnamesi'ne dayanılarak;birkaç tanesi küçük sanat,pek çoğu da tarımsal nitelikte olmak üzere *Ege Marmara Havzası ve Trakya'da 40 civarında kooperatif kurulmuştur. 64 Ülkemizde kooperatifçilik ile ilgili gelişmeler süratle devam ederken bizden çok daha evvel bu tür kurumların faydaları üzerinde mutabakata varan İsveç'te ise durum çok daha başka bir şekilde tezahür ediyordu. İsveç'te merkezi bir kooperatif ittihadı (Kooperativa Förbudent) 4 Eylül 1899 tarihinde kurularak bu sahada en nihayet hakiki bir dönüm noktası husule gelmiş(oluşmuş) ve bundan sonradır ki İsveç'te tam manası ile bir kooperatif inkişafı başlamıştır. 65 İsveç kooperatif teşkilatı hisseli sermaye ve tahsisat(ödenek) ile finanse edilmekteydi.Hisseli sermaye İsveç'te nispeten yüksekti. Her ortak en aşağı 5 sterlin kıymetinde hisseye sahip olmak mecburiyetindeydi. 66 İsveç'te Harbi umumiyi takip eden buhran zail olunca ,ortaklar adedi birdenbire çoğalmaya başlayarak 1924-1935 zarfında 293,700 ü buldu ve kooperatifin bu müddet içinde cirosu da bir misli fazlalaştı. 67 1908 senesinde K.F.e(Kooperativa Förbudent) bağlı bulunan muhtelif şirketlerin müşterek ciroları 1.200.000 sterlin 1914 te 2.200.000 sterlin 1925'te 14.300.000 sterlin ve 1936'da 22.500.000 sterline baliğ olmuştur. 68 İsveç kooperatifçik hareketlerinin gelişiminden ziyadesiyle faydalanırken genç Cumhuriyet de konu ile ilgili çalışmalarını ilerletmek ile meşguldü. 1922 senesinin ağustos ayında 13 maddelik Türkiye Köy bankaları Kanun Tasarısı T.B.M.M'ne sunulmuştur. Mustafa Kemal 1 mart 1923 tarihinde T.B.M.M ‘de yaptığı açılış konuşmasında,Ziraat bankasından beklenen hizmetlerden bahsettikten sonra; bu tasarıya değinerek,köy bankalarının kurulacağından bahsetmiştir.Bu konuşmadan,köy bankalarının köylünün ayağına kadar hizmet götürecek kooperatiflerin bulunmaması nedeni ile,Ziraat Bankası ile kooperatifler arasında bir kuruluş olarak planlandığı anlaşılmaktadır. 69 Mevzu ile alakadar bir diğer ilginç emsal ise 1923 iktisat kongresi ile alakalıdır. İzmir iktisat”

 

* Kurulan bu kooperatiflerden biride Ödemiş Tütünleri İstihsal alım satım Kooperatifidir.(1924)

 

 

Kongresinin son bulmasının üzerinden henüz 15 gün geçmiş olmasına rağmen,19 mart 1923 tarihinde,Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti,24 numaralı yayın olarak “Kooperatif Şirketler”

isimli bir kitapçık yayınlamıştır.Bu kitapçık,”Kooperatif Şirketlerin envai, fevaidi sureti teşkil ve idareleri hakkında çiftçilerimizin,sanatkarlarımızın ve tacirlerimizin muhtaç oldukları malumat muhtevi risaledir başlığını taşımaktadır. 70 Kitapta şöyle denilmektedir.”memleketimizin kurtuluş çarelerinden birini de kooperatifler teşkil etmektedir.” 25 mart 1925 gün ve 586 sayılı kanunla çıkarılan Cumhuriyet döneminin ilk tüketim kooperatifi olan Ankara Memurlar İstihlak Kooperatifi'ne Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa ve Başbakan İsmet Paşa bir ve iki numaralı ortaklar olmuşlardır. 71 Ve yine 18.09.1929 tarihinde, Türkiye'nin ilk zirai Kredi Kooperatifi Giresun İlinin Bulanacak Nahiyesinde kurulmuştur.İlk bir yıl içinde 29.170 kişi 191 kooperatif içinde örgütlenmiştir. 72 1933 senesinde 2284 sayılı kanun ile Küçük sanat kooperatifleri ve esnaf kefalet Kooperatiflerini finanse etmek için Türkiye Halk bankası kurulmuştur. 73 Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu devrin tek siyasi partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin 10-18 Mayıs 1931 tarihlerinde yapılan Üçüncü Büyük kongresinde kabul edilen ilk resmi programının iktisat bölümünün dördüncü maddesinde kooperatifçiliğin bulunması önem taşımaktadır.Söz konusu madde de kooperatifçilik ilk olarak şu şekilde düzenlenmiştir:”madde 4 çiftçimizi kredi ve istihsal kooperatifleri gibi iktisadi teşekküller mahzar etmek ve bu teşekkülleri terakki ve tekamül ettirmek gayedir. 74 Yine 1935 senesinde,Mustafa kemal ATATÜRK hayatta iken kabul edilen ikinci C.H.P programının 2. ve 5. maddelerinde kooperatifçiliğe değinilmiştir. 75 1935 senesinde İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi'nde ders kitabı olarak okutulmuş olan ve Dr. Suphi Nuri İLERİ'YE ait “Kooperativler”isimli bir kitapta:”Ne liberal ne de komünist olmadığımız için bize en layık olan ekonomik rejim hiç şüphesiz kooperatifçiliktir denilmiştir. 76 Kollektivitenin iktisadi sahada yarattığı bu inanılmaz ekonomik gelişim daha sonraları bu sistemi kendi kalkınmaları esnasında uygulayacak ülkelere tıpkı Japonya örneğinde olduğu gibi eşi bulunmaz bir emsal teşkil edecektir. Japonya da Mart 1969 tarihi itibariyle alım satım pazarlama ve kredi konularında çalışan 28 400 tarım kooperatifi faaliyet halindeydi.Ayrıca bin kadar federasyon ve konfederasyon şeklinde kooperatif birlikleri bulunmaktaydı.Özel bir maksatla kurulmuş genel tip kooperatif olarak 6470 kooperatifin fert olarak 5.9 milyon ve aile olarak 5.3 milyon üyesi bulunmaktaydı.Bu kooperatifler çiftçilerin tasarruflarını toplayıp onlara kredi temin ettikleri gibi her türlü üretim vasıtası temin etmek bakımından da büyük roller ifa etmekteydiler.Bu kooperatiflerin sadece bir yıl içinde 2 milyar dolarlık üretim vasıtası(tarım makineleri,gübre tohum vs.)mubayaa ettiğini kaydetmek önemleri hakkında bilgi verecektir. 77 Mevzu ile ilgili diğer bir ilginç örnek ise salt liberal anlayışın yegane temsilcisi Amerika Birleşik Devletleri ile alakalıdır. Prof.Dr. Ziya Gökalp MÜLAYİM bu gün itibari ile A.B.D.'de demokratik kooperatifçiliğin çok yaygın olduğunu ve 60 milyon kooperatif ortağının bulunduğunu: en çok tarım ve kredi sahalarında kooperatiflerin kurulduğunu ;tarım kesiminde bütün ürünlerin pazarlanmasında kooperatiflerin payının %30 civarında olduğunu belirtmektedir. 78 Kapitalist bakış açısının tüm dayatmalarına rağmen çift sarmallı yapısını oluşturan ortak fayda ve kollektivizm gibi temel değerlerini muhafaza edip, bastırılmış iç güdüsel yaklaşımlarını günlük hayata yansıtmayı başaran bu sektör sosyal fayda ve kar gibi paradoksal iki olgunun birlikteliğine öncülük ederek sermaye ve emek ayrımını en düşük seviyeye indirgeyebilecek farklı bir bilinç düzeyinin kapılarını bizlere açmaktadır.

 

* Mustafa Kemal ATATÜRK'E ait olan Tekir Çiftliğinin araziler Gazi'nin ölümünden sonra,O'nun vasiyeti gereği Silifke'deki topraksız çiftçilere dağıtılmıştır.

 

 

 

Yüz yıllar boyu devlet aygıtının müdahaleci ve düzenleyici rolünü kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmaktan çekinmeyen gelişmiş sanayi toplumları bugün adeta bulundukları konuma ulaşmalarını sağlayan merdiveni kendi elleri ile aşağı itmektedirler. Bizlerde bu bakış açısından yola çıkarak bu günün kalkınmış ülkelerinin bizim gibi kalkınmakta olan ülkelere,kendilerinin kalkınırken değil kalkındıktan sonra benimsedikleri politika ve kurumları tavsiye ve hatta empoze ettiklerini Japonya,ABD,Almanya,İsveç ve Britanya örneklerinden yola çıkarak açıklamaya çalışacağız.

 

 

Kalkınma Reçeteleri

 

a) Japonya Örneği

 

1868 yılına girerken ,Japonya'nın manzarası tipik bir geri kalmış ülke görünüşündedir.Çalışan nüfusun yüzde 75-80'i tarım sektöründedir.Milli gelirin yüzde 65'i bu sektörden elde edilmektedir.Genel üretim içinde imalat sektörünün payı sadece yüzde 30 civarındadır. 79 İmalat küçük işletmeler şeklinde yapılmaktadır.Toprak verimsiz arazi koşulları ise elverişsizdir.Ticaret daha önce Anadolu topraklarında olduğu gibi Japon halkı tarafından da aşağı bir uğraş olarak kabul görmektedir.Ülke büyük ölçüde Şintoizm dinin etkisindedir.Ancak tarihler 1872'yi gösterdiğinde Japonya da İmparator Meji önderliğinde inanılmaz bir gelişim süreci başlatılmıştır.Tahmin edeceğiniz üzere bu aydınlanma süreci ilk olarak zihinlerde başlamış ve 1872 yılında çıkartılan kararname ile Japonya da İlk öğretim mecburi kılınmış,tahsil dışı hiçbir fert bırakılmayacağı belirtilmiş, eğitimde bir birlik sağlamak üzere merkezi bir teşkilatın kurulması ön görülmüş 80 böylece eğitim Şinto tapınaklarının etkisinden kurtarılıp laikleştirilmiştir. Eğitimde yabancı kaynaklar;dışarıdan uzman getirtmek ve dışarıya öğrenci göndermek sureti ile geniş ölçüde kullanılmıştır.1872 yılında 362 yabancı öğretim üyesi getirtilmiş,1898 yılında 706'sı özel müesseselerde istihdam edilmek üzere yabancı uzman sayısı 802'ye yükselmiştir.Sadece Meiji devrinde Eğitim bakanlığı bursu ile dışarı gönderilenler,256'sı teknik sahada olmak üzere 446'yı bulmuştur.Burs masrafları tüm Eğitim Bakanlığı bütçesinin yüzde %20'sine kadar ulaşmıştır. 81 Japonya'da Ceza yasası Fransız hukukundan,ticaret hukuku ve medeni hukuk bazı İngiliz unsurlar taşımakla beraber büyük oranda Alman hukukundan etkilenilerek oluşturulmuştur.Ordu,(bir miktar Fransız etkisi) Alman modeli donanması ise İngiliz modeli üzerine kuruldur,merkez bankası Belçika merkez bankası örnek alınarak genel anlamda bankacılık sektörü ise Amerikan sektörü örnek alınarak kurulmuştur.Üniversitelerde Amerikan sistemi uygulanmaktadır okullarda ise başlangıçta Amerikan sistemi etkili olmuş olmasına rağmen hızlı bir şekilde Fransız ve Alman modellerine geçiş yapılmıştır. 82 Fransa'dan kopya edilen eyalet sistemi idaresi taşradaki halkın disiplin altına alınması sağlamıştır. 83 Japonya genel olarak kültür temelini yazısını sanatını ve hatta dini'ni Çin'den ithal etmiş ve Japonlaştırarak benimsemiştir. 84 Elbette Japon aydınlanması sadece kültürel ve sosyolojik bir boyutla sınırlandırılmamıştır iktisadi yaşantıda da devlet tarafından ciddi atılımlar gerçekleştirilmiştir. Devlet ilk olarak demiryolları sahasına el atmıştır.Devlet adamları arasında demiryollarının ve diğer modern ulaştırma imkanlarının merkezi idarenin kuvvetlenmesinde askeri stratejide ve ekonomik gelişmede önemini kavrayanlar gittikçe çoğalmıştır.Devletin önemle ele alıp 1885 yılına kadar tamamladığı yatırımlardan biri de telgraf şebekesinin kurulması sahasında olmuştur.Devlet bu sektörde resmi sırların emniyetini de göz önünde tutarak bir tekel kurmuş ve belli başlı şehirlerin hemen tamamı telgraf hatları ile birbirine bağlanmıştır. 85 Yine devlet teşekküllerince 1880 yılına kadar dört adet dokuma

fabrikası, 1885 yılında bir çimento fabrikası 1876 yılında cam fabrikası ve 1878 yılında da tuğla fabrikası bizzat devletin gayretleri ile kurulmuştur. 86 Japonya'da modern demir çelik

 

 

sanayi de devlet eli ile asrın başında Yawata işletmesi adı altında kurulmuştur.Bu sanayi kolunda kurulan bütün yeni tesisler devletten büyük yardım görmüşlerdir. 87 Japonya'da motorlu taşıt araçları üretim sanayi 1930 yılını izleyen yıllarda montaj sanayi olarak kurulmuş .Bu sanayiinin kuruluşlunda yabancı şirketlerle iş birliği yapılmış ve geniş ölçüde yabancı teknisyenden faydalanılmıştır. 88 1930'larda bir sükun kanunu çıkarılmış ve tehlikeli fikirler dahi takip ve cezalandırılmıştır.Bu kanunla tehlikeli görülmeye başlayan işçi hareketleri önlenmiş ve sola kayan fikirler cezalandırılmıştır.İşçi ve köylü partilerinin kurulması yasak

edilmiştir.Okullar üzerinde polis baskısı arttırılmıştır. 89 Japonya ancak işgal idaresinin etkisi ile gerçek demokratik bir düzene 1945-1956 yıllarında sonra girebilmiştir.Şu farkla ki demokratik idarenin gerektirdiği bütün modernleşme hamleleri yapılmış ve bu yeni döneme tamamen hazırlıklı olarak girilmiştir. 90 İşgal idaresi reform adı altında toprak reformu ,eğitim reformu *zaibatsu denilen aile şirketlerinin dağıtılması ve sendikaların demokratik esaslar dahilinde yeniden teşkilatlanmasının sağlamıştır. 91 İkinci dünya savaşı sırasında Japonya harp gemilerinin yanında bütün dış ticaret filosunu da kaybetmiştir.İşgal idaresi 1948 yılına kadar Japon gemi inşaatını kısıtlayacak tedbirler uygulamıştır.1950 yılından sonra Japonya bu alanda devletinde büyük desteği ile önemli bir gelişme kaydetmiş ve 6 sene gibi kısa bir sürede dünyadaki liderlik ele geçirilmiştir.Sadece 1956 tarihi ile 1961 tarihleri arasında dünyada imal edilmiş olan çelik yapı gemilerinin %23'ü Japonya tarafından imal edilmiştir.Ayrıca Mitsububishi,Hitachi,Kawasaki ve İshikawajima gibi dev inşaatı şirketleri devletin bu sahada özel teşebbüse sağladı geniş olanaklarla meydana gelmişlerdir. 92 Japon firmalarında uygulanan hayat boyu istihdam şekli firma , işçi,memur ve sevki iradeciler arasında bir nevi organik bir bağ ortaya çıkararak daha önce bu sahada benzeri görülmemiş bir birliktelik meydana getirmiştir. 93

 

 

İsveç Örneği

 

Japonya örneğinde olduğu gibi İsveç'te kalkınması esnasında büyük ölçüde devlet yatırımlarından faydalanmıştır.Ancak Japonya dan farklı olarak İsveç gümrük tariflerinin kontrolünü Amerikalılara değil kendi devlet aygıtlarının inisiyatifine bırakmıştır. İsveç sanayisini güçlendirmek için tarife koruması ve teşvikten başka araçlarda kullanmıştır.Tarım sulama ve drenaj sistemlerinde devletin yer alması.Demiryolu ana hatlarının devlet tarafından döşenmesi.Ara hatların ise özel sektör devlet işbirliği ile tamamlanması.1880'lerde telgraf ve telefon,1890'larda hidrolik enerji ,benzer kamu özel sektör işbirliği yöntemleri ile hayat geçirilen uygulamalardır. Ericsson(telefon) ve ASEA(şu anda demiryolu ekipman ve elektrik mühendisliği alanında üretim yapan İsveç-İsviçre firması ABB'nin bir parçası )gibi şirketlerin dünya çapında firmalar olmasında altyapı çalışmalarının özel sektörle kamu işletmelerinin bu uzun dönmeli teknik işbirliğinin ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir. 94 Gümrük tarifelerinin kontrolünde ise İsveç hükümeti zirai buhran devresinde zahire zer'i yatını himaye temek üzere piyasaya muhtelif yollardan girmiştir. Mesela değirmenler öğüttükleri unda yüksek nispetlerde yerli zahireyi kullanmak mecburiyetine tabi tutuldular.Değirmen sanayi zapturapt (sıkı düzen)altına alınmadan evvel nispet %50 iken zirai buhran üzerine bir kanunu mahsus ile bu nispet %90 iblağ olundu. 95

 

*Zaibatsu kelime anlamı “Money Clique “serveti elinde bulunduran zenginlerin sıfatını ifade etmek üzere kullanılmıştır.

 

 

 

 

 

İngiltere örneği

 

Defoe 'ye göre VII.Henry 1485'te taç giymeden önce “ Burgonya Düşesi olan halasının maiyetinde bir çeşit sığınmacı gibi yaşamıştı.Ordayken Hollanda'daki yünlü mal imalatının sağladığı zenginlikten çok etkilendi ve 1489'dan itibaren İngiliz yünlü mal imalatını teşvik edici önlemler uygulamaya koydu.Bu önlemler arasında imalata uygun yerlerin araştırılması amacıyla geziler düzenlenmesi Hollanda'daki yetenekli işçilerin kaçırılması ham yün ihracatına giderek artan gümrük vergileri konması ve hatta ham yün ihracatının yasaklanması

sayılabilir. 96 İngilizler Hollanda da ki yetenekli işçileri kendi ülkelerine kaçırmak ile uğraşırken bir taraftan da aynı vaziyetle karşı karşıya kalmamak için 1719'da hareket geçti ve kalifiye işçi göçünü,bu tür işçilerin “kaçırılmalarını “ve yurt dışındaki işlerin istihdam edilmelerini yasakladı.Yine 1785'te birçok faklı tipte makinenin ihracatını ve işçi kaçırmayı yasaklayan “aletler yasasını yürürlüğe koydu”. 97 Britanya sanayilerini tehdit ettikleri anda sömürgelerinden yapılan mamul mal ithalatının yasakladı.1699'da yün Yasası(WOOL act) ile

sömürgelerin yünlü ürün ihraç etmesini önledi ve böylece İrlanda'da o dönem çok iyi bir durumda olan yün sanayini öldürdü.1700'de Hindistan'dan daha üstün olan pamuklu ürünlerin(calicoes)ithal edilmesi yasaklandı ve böylece o dönem dünyanın en etkin pamuklu ürün imalat sektörü olduğu söylenen Hindistan pamuk sanayi büyük bir yıkıma uğradı. 98 1900'lü yılların son çeyreğine gelindiğinde ise 8 yıl süren Irak-İran savaşı sona ermiş Irak ve İran ekonomisi çökmüştür.Kuveyt ise elde ettiği petrol geliri ile batı Avrupa'da ve Amerika'da büyük şirketlerin hisselerini satın almaya başlamıştır.İngiltere'nin önemli petrol şirketi BP'nin hisselerinin yüzde 22'si Kuveyt'e geçmiştir.Ünlü İngiliz devlet adamı Churchill petrolün gelecekteki stratejik önemini düşünerek BP hisselerinin en az yüzde 51'nin devletin elinde kalmasını ön görmüştür.Ancak İngiltere Başbakanı Bayan Margareth Thatcher Churchill'in bu kararını bozar, lakin Kuveyt BP hisselerinin yüzde 22'sini alınca,Londra'da kızlıca kıyamet kopar ve İngiliz hükümetinin baskısıyla Kuveyt'in hisseleri yüzde 10'a düşürülür.Öyle görülüyor ki İngiltere hala hazırda, bu eski alışkanlıklarını kazandırdığı artı değerler nedeni ile günümüzde de ısrarla devam ettirmekte ve yine her fırsatta bu köhne usulleri temcit pilavı gibi ısıtarak mazlum milletlerin önüne servis etmektedir. 99

 

 

Birleşik Devletler Örneği

 

1862 Morril yasasın'dan ve hatta tahminen 1830'lardan itibaren Amerikan hükümeti ,tarım alanındaki çeşitli araştırmaları desteklemiştir.Bu yönde başvurulan yöntemler arasında hükümetçe tarım okullarına arsa tahsisi edilmesi,Hayvancılık bürosu(Bureau of animal Industry) ve tarımsal Kimya Bürosu (Bureau of Agricultural Chemistry) gibi kamuya ait araştırma enstitülerinin kurulması sayılabilir. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarsında ,devlet eğitim alanındaki yatırımlarını arttırmıştır.1840'ta eğitime yapılan toplam yatırımın yarısından azı devlet tarafından yapılırken 1900'de bu oran %80'lere yükselmiştir. 100 Japon tekstil maddelerinin Amerikan pazarlarını işgal etmesi karşısında Amerikan üreticilerinden çok şiddetli tepkiler gelmiş böylece Amerikan parlamentosuna dünya ekonomisinde yeni bir çığır açabilecek nitelikte ve Amerika'yı himayeci bir ülke haline getirecek bir kanun teklifi getirilmiştir.Bu kanun teklifine göre tekstil maddeleri ithalatına bir kota sistemi uygulanacak ve böylece bu ithalat kısıtlanacaktır. 101 Kendi imalat sanayini korumak için hiçbir

 

fedakarlıktan kaçınmayan birleşik devletler bu gün ürettiği endüstriyel ürünler için milyarlarca dolar patent hakkı isterken kendi kalkınması esnasında yabancıların telif haklarını tanımamaktaydı. Hatta daha da ileri giderek tekel olduğu alanlarda İngiltere örneğinde olduğu gibi: Shell Chemicals'ın %50 oranında fiyat artışı isteği reddedilince , şirket İngiltere'ye yaptığı satışları durdurma tehdidinde bulunmuş 102 ve bu durum karşısında İngiliz hükümeti geri adım atamak mecburiyetinde kalmıştır.

 

 

Almanya Örneği

 

Almanya'yı birleştirecek olan Prusya devleti,yeni sanayileri teşvik etmek için bir dizi politika uygulamaktaydı.Tarife korunması,tekel ayrıcalıkları, alman firmalarının sahte İngiliz malları üretmesi,kraliyete ait fabrikalardan ucuz mal temin etmek gibi geleneksel yöntemler elbette kullanıldı ancak devletin kilit sanayilerde doğrudan işin içinde olması daha önemliydi. 103 1840'lardan sonra özel sektörün büyümesiyle,Alman devletinin sınai büyümeye katkısı azaldı.Ancak bu,devletin geri çekilmesi anlamına gelmiyordu;devlet yönlendirici bir rolden yol gösterici bir role geçiş yapmıştı.O dönem uygulanan politikalar arasında gelecek vaat eden mucitlere burs sağlamak başarılı girişimcilere teşvik vermek,yeni makineler ve sınai süreçlerle ilgili sergiler düzenlenmesi sayılabilir. 104 ** Bir diğer ilginç örnek ise 1938'deki inceleme gezisi sırasında Tonguç'un Nazi Almanya'sında iş hizmeti örgütü ile tanışmasıdır.Gizli işsizliğin önlenmesi,iş gücünün harekete geçirilmesi ve ekonomik durumu elverişsiz bir ülkede kalkınma ve yapı işlerine geniş çapta girişebilmesi amacıyla kurulmuş bu örgüt tıpkı askerlik hizmeti gibi her vatandaşı belli bir süre bedensel çalışma yükümlülüğü altına sokmaktaydı. 105 Ancak Bu teşkilatın tipik bir Nazi teşekkülü olduğu söylenemez Nazilerden önce Sovyet birliğinde ve hatta Amerika'da buna benzer örgütler kurulmuş ve başarılı olmuşladır.Nitekim Kirby,F.Roosvelt'in Cumhurbaşkanlığı döneminde ekonomik buhran ve işsizlik yıllarında Amerika'da CCC adı altında (Cilivian Conservation Crops) buna benzer bir örgüt kurulduğunu yazmaktadır. 106

 

 

Son Söz

 

Bugüne kadar siyasi ve ekonomik doktrinler klasik şekli ile hiçbir ülkede uygulanmadığı gibi bir ülkede uygulandıkları şekli ile diğer bir ülkede geçerli ve başarılı olacağı hipotezini doğrulayabilecek tek bir misal dahi verilememiştir. 107 İşte bu yüzdendir ki Kemalist iktisadi anlayışın öne sürdüğü öznel koşullara dayalı “milli kalkınma” modeli, ihtiva ettiği rasyonalizim ve toplumsal fayda odaklı değerleri devlet destekli güdümlü yapısı ile harmanlamayı başararak doğmatik ve durağan olmayan üçüncü bir yolun kapılarını bizlere açmıştır.Bugün bizler, ya açılan bu kapıdan içeri girer hürriyetin tecellisine şahitlik ederiz, yahut yüz çevirip esaretin muvaffakiyetine alkış tutarız.

 

 

 

*4274 sayılı yasanın 25.maddesi ile köy okullarının yapımında 18-50 yaş arasındaki köylü yurttaşların yılda 20 gün okul yapımı işlerinde çalışmalarını ön görür.

**Bu örgüt 26.06.1936 günlü bir yasa ile kurulmuş ve 18-25 yaşları arasındaki her Alman genci 6 ay süre ile bu örgüte zorunlu olarak çalışırdı.

 

 

 

Kaynakça

 

 

 

1 TOFFLER , A.(1991), “Ekonominin Çöküşü Eko-Spazm”,İnsan Yay, S.16

 

2 VEYİSOĞLU, A.(1981),”Ekonomide Atatürkçülük”, İMÇ yapı kooperatifi, S.21

 

3 Prof.Dr . ERGİN, F.(1977),” Atatürk Zamanında Türk Ekonomisi “,Duran ofset matbaacılık A.Ş, S.12

 

4 Prof.Dr . ERGİN, F.(1977),a.g.e , S.19

 

5 Prof.Dr . ERGİN, F.(1977),a.g.e , S.19

 

6 Prof.Dr . ERGİN, F.(1977),a.g.e , S.20

 

7 Prof.Dr . ERGİN, F.(1977),a.g.e , S.20

 

8 Prof.Dr . ERGİN, F.(1977),a.g.e , S.20

 

9 Prof.Dr . ERGİN, F.(1977),a.g.e , S.34

 

10 Prof.Dr . ERGİN, F.(1977),a.g.e , S.35

 

11 ÖLÇEN,A,N.(1997),”Kemalizm'in Ekonomisi”,Türk devrim kurumu Yay, S.51

 

12 http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do

 

13 http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do

 

14 http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do

 

15 http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=15.05.2007&Newsid=119626&Categoryid=2

 

16 http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=4788&p=5&rid=4369

 

17 http://disticaret.wordpress.com/2007/06/03/dis-ticaret-hacminde-yeni-rekor-235-milyar-dolar/

 

18 Prof.Dr . AYSAN,M,A.(2000),”Atatürk'ün Ekonomi Politikası”,Toplumsal dönüşüm Yay, S.147

 

19 ÖLÇEN,A,N.(1997),”Kemalizm'in Ekonomisi”,Türk devrim kurumu Yay, S.6

 

20 Prof.Dr . İNAN,A.” M. Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım”,Cumhuriyet Kitapları

 

21 Dr . SADIKLAR,T.(1971),” Kalkınma Yolunda Japon Örneği ve Türkiye”,Ayyıldız matbaası, S.125

 

22 Prof.Dr . GİRİTLİ,İ.(1987),”Atatürkçülük”,Filiz kitap evi, S.110

 

23 ÖLÇEN,A,N.(1997),”Kemalizm'in Ekonomisi”,Türk devrim kurumu Yay, S.99

 

24 http://www.kemalist.org/showthread.php?t=2879&highlight=Hasan+SABIR

 

25 Prof.Dr . YAŞA,M.(1966),”İktisadi Meselelerimiz”, Nurettin UYCAN Matbaası, S.136

 

26 Prof.Dr . YAŞA,M.(1966),a.g.e, S.136

 

27 Prof.Dr . ERGİN, F.(1977),” Atatürk Zamanında Türk Ekonomisi “,Duran ofset matbaacılık A.Ş, S.33

 

28 VEYİSOĞLU, A.(1981),”Ekonomide Atatürkçülük”, İMÇ yapı kooperatifi, S.24

 

29 Prof.Dr . ERGİN, F.(1977),” Atatürk Zamanında Türk Ekonomisi “,Duran ofset matbaacılık A.Ş, S.33

 

 

30 http://www.byegm.gov.tr/yayinlarimiz/ANADOLUNUNSESI/148/AND25.htm

 

31 http://www.byegm.gov.tr/yayinlarimiz/ANADOLUNUNSESI/148/AND25.htm

 

32 Prof.Dr.ROBBİNS,L. ,Prof .Dr. WAGEMANN, E.F., Prof .Dr. DUPRİEZ,L, Prof .Dr VERRIJN STUART Q.M,(1945)” İktisadi Araştırmalarda Usuller Hakkında Beş Konferans”, Başbakanlık İstatistik Umum Müdürlüğü, S.11

 

33 Prof.Dr.ROBBİNS,L. ,Prof .Dr. WAGEMANN, E.F, Prof .Dr. DUPRİEZ,L, Prof .Dr VERRIJN STUART Q.M,(1945),a.g.e, S.24

 

34 Prof.Dr.ROBBİNS,L. ,Prof .Dr. WAGEMANN, E.F., Prof .Dr. DUPRİEZ,L, Prof .Dr VERRIJN STUART Q.M,(1945),a.g.e, S.39

 

35 Prof.Dr.ROBBİNS,L. ,Prof .Dr. WAGEMANN, E.F., Prof .Dr. DUPRİEZ,L, Prof .Dr VERRIJN STUART Q.M,(1945),a.g.e, S.48

 

36 Prof.Dr.ROBBİNS,L. ,Prof .Dr. WAGEMANN, E.F., Prof .Dr. DUPRİEZ,L, Prof .Dr VERRIJN STUART Q.M,(1945),a.g.e, S.66

 

37 ÖLÇEN,A,N.(1997),”Kemalizm'in Ekonomisi”,Türk devrim kurumu Yay, S.42

 

38 SSCB Bilimler Akademisi Uzak-Doğu Enstitüsü.(1976),” Leninizim ve Modern Çin “,Temel Yayınlar, S.154

 

39 SSCB Bilimler Akademisi Uzak-Doğu Enstitüsü.(1976),a.g.e, S.157

 

40 SSCB Bilimler Akademisi Uzak-Doğu Enstitüsü.(1976),a.g.e, S.155

 

41 Dr . SADIKLAR,T.(1971),” Kalkınma Yolunda Japon Örneği ve Türkiye”,Ayyıldız matbaası, S.171

 

42 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.163

 

43 http://analiz.ibsyazilim.com/sozluk/S_TURK_ING.html

 

44 Prof.Dr . YAŞA,M.(1966),”İktisadi Meselelerimiz”, Nurettin UYCAN Matbaası, S.57

 

45 Prof.Dr . YAŞA,M.(1966),a.g.e, S.41

 

46 Prof.Dr . YAŞA,M.(1966),a.g.e, S.42

 

47 Prof.Dr . İNAN,A.” M. Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım”,Cumhuriyet Kitapları

 

48 Prof.Dr . YAŞA,M.(1966),”İktisadi Meselelerimiz”, Nurettin UYCAN Matbaası, S.82

 

49 Prof.Dr . GİRİTLİ,İ.(1987),”Atatürkçülük”,Filiz kitap evi, S.122

 

50 Prof.Dr . ERGİN, F.(1977),” Atatürk Zamanında Türk Ekonomisi “,Duran ofset matbaacılık A.Ş, S.25

 

51 ÖLÇEN,A,N.(1997),”Kemalizm'in Ekonomisi”,Türk devrim kurumu Yay, S.108

 

52 ÖLÇEN,A,N.(1997),a.g.e, S.119

 

53 GİMPLE,j.(2004),”Orta Çağda Endüstri Devrimi”,Tübitak Popüler bilim Kitapları, S.22

 

54 ÖLÇEN,A,N.(1997),”Kemalizm'in Ekonomisi”,Türk devrim kurumu Yay, S.14

 

55 Prof.Dr . YAŞA,M.(1966),”İktisadi Meselelerimiz”, Nurettin UYCAN Matbaası, S.55

 

56 Prof.Dr . YAŞA,M.(1966),a.g.e, S.59-60

 

57 Dr. ERÇİN,F.(2004),”Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Kooperatifçiliği”,Derin Yay, S.3

 

58 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.6

 

59 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.13

 

60 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.24

 

61 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.43

 

62 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.45

 

63 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.73

 

64 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.74

 

65 GJÖRES,A.(1940),”İsveç'te Kooperatifçilik”,Ahmet Sait Matbaası, S.17

 

66 GJÖRES,A.(1940),a.g.e, S.40

 

67 GJÖRES,A.(1940),a.g.e, S.31

 

68 GJÖRES,A.(1940),a.g.e, S.51

 

69 Dr. ERÇİN,F.(2004),”Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Kooperatifçiliği”,Derin Yay, S.50

 

70 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.67

 

71 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.95

 

72 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.87

 

73 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.87

 

74 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.118

 

75 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.118

 

76 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.126

 

77 Dr . SADIKLAR,T.(1971),” Kalkınma Yolunda Japon Örneği ve Türkiye”,Ayyıldız matbaası, S.147

 

78 Dr. ERÇİN,F.(2004),a.g.e, S.138

 

79 Dr . SADIKLAR,T.(1971),” Kalkınma Yolunda Japon Örneği ve Türkiye”,Ayyıldız matbaası, S.242

 

80 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.101

 

81 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.105

 

82 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.92

 

83 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.87

 

84 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.211

 

85 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.125

 

86 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.126

 

87 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.49

 

88 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.54

 

89 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.90

 

90 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.215

 

91 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.16

 

92 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.46

 

93 Dr . SADIKLAR,T.(1971),a.g.e, S.120

 

94 CHANG,H,J.(2004),”Kalkınma Reçetelerinin Gerçek Yüzü”,İletişim Yay. S.80

 

95 GJÖRES,A.(1940),”İsveç'te Kooperatifçilik”,Ahmet Sait Matbaası, S.51

 

96 CHANG,H,J.(2004),”Kalkınma Reçetelerinin Gerçek Yüzü”,İletişim Yay. S.44

 

97 CHANG,H,J.(2004),a.g.e, S.103

 

98 CHANG,H,J.(2004),a.g.e, S.48

 

99 PULUR,H.(2007),”Baba,Baba Satanlar”,Milliyet Gazetesi ISSN:977054009-9

 

100 CHANG,H,J.(2004),”Kalkınma Reçetelerinin Gerçek Yüzü”,İletişim Yay. S.64

 

101 Dr . SADIKLAR,T.(1971),” Kalkınma Yolunda Japon Örneği ve Türkiye”,Ayyıldız matbaası, S.44

 

102 TOFFLER , A.(1991), “Ekonominin Çöküşü Eko-Spazm”,İnsan Yay, S.24

 

103 CHANG,H,J.(2004),”Kalkınma Reçetelerinin Gerçek Yüzü”,İletişim Yay. S.68

 

104 CHANG,H,J.(2004),a.g.e, S.71

 

105 TONGUÇ,E.(1970),”Devrim Açısından Köy Enstitüleri ve Tonguç”,Ant Yay. S.86

 

106 TONGUÇ,E.(1970),a.g.e, S.86

 

107 Dr . SADIKLAR,T.(1971),” Kalkınma Yolunda Japon Örneği ve Türkiye”,Ayyıldız matbaası, S.232

 

 

 

 

 

 

 

    © Sercan ANGI