MAKALELER >

GNU/LİNUKS VE BİLİŞİM DÜNYASINDAKİ SON GELİŞMELERİN TÜRKİYE AÇISINDAN ÖNEMİ - Hüseyin Oğuz ALBAYRAK

ANA SAYFA
HAKKIMIZDA
MAKALELER
ATATÜRK
DUYURULAR
ETKİNLİKLER
BAĞLANTILAR
İLETİŞİM
 
 

GNU/LİNUKS(1) VE BİLİŞİM DÜNYASINDAKİ SON GELİŞMELERİN TÜRKİYE AÇISINDAN ÖNEMİ

Hüseyin Oğuz ALBAYRAK

 

Açık kaynak kodlu sistemler, sunucu pazarında şu an hemen hemen liderliği ele geçirmiş durumda. Açık kaynak kodu felsefesine dayanan programların son günlerde yaygınlaşıp program dağıtım sitelerinde, dergi eklerinde son kullanıcıya yani halka ulaşmaya başlaması; açık kaynak kodlu uygulamaların son kullanıcıya ulaşıp ulaşamayacağı, genel kullanım alanına girip giremeyeceği konusundaki tartışmaların nihayete ermesine neden oldu. Artık insanlar bilgisayarlarında Mozilla (İnternet Tarayıcısı), Open Office (Ofis uygulamalarını barındıran bir program), Thunderbird (e-postalarınıza bilgisayarınızda bakabileceğiniz bir program), VLC (Multimedya aracı) gibi uygulamaları kullanmaya başladılar. Bu yazı, bu uygulamaların kendilerini temellendirdikleri GNU felsefesinin ne olduğunun insanların kafalarında soru işareti uyandırmaya başladığı dönemde kaleme alındı.

Sanırım ilk olarak tanımlardan yola çıkarsak, araştırmamız daha aydınlatıcı olacaktır. İlk olarak açık kaynak kodu nedir sorusuyla yola çıkalım. Programların yazılışı genellikle insanların oluşturmuş oldukları programlama dilleriyle yapılır. Bu diller insan diline yakındır. Örneğin eğer a değişkeni “ 5” değerini taşıyorsa ekrana “Değişkenin değeri 5'tir” yazan program aşağıdaki gibidir (Basic diline göre)

if a = 5 then print “Değişkenin değeri 5'tir”

Görüldüğü gibi temel İngilizce bilen bir insan bile bu kodun ne anlama geldiğini anlayabilir. Türkçe karşılığı “Eğer a değişkeni 5'e eşitse ekrana 'Değişkenin değeri 5'tir yaz” olan İngilizce bir cümle ile karşı karşıyasınızdır çünkü. Programın bu haline “Açık kaynak kodu” denilir. Ancak bu program çalışabilir bir program durumuna getirildiği zaman, yani kodu makine diline, bilgisayarın anladığı dile çevrildiği zaman; 001101101100010010111110101000101101010110100011100...

Şeklinde devam eden, bir bilgisayar mühendisinin bile anlayamayacağı bir şekle dönüşür ve “Kapalı kod” olarak adlandırılır. Bu haldeki kodların geriye dönüştürülüp yeniden açık kaynak kodu haline getirilmesi mümkün değildir.

Aklınıza “Programı neden anlamam gereksin ki?” şeklinde bir soru gelebilir. Bu sorunun cevabı gayet basit. Kapalı kodlu bir programın neler içerdiğini anlayamayacağınız için, içinde ne olduğunu tahmin edemezsiniz. Masum bir paylaşım programı, aynı zamanda sizin girdiğiniz tüm siteleri bir merkeze bildirip istatistiğinizi yapıyor olabilir. Daha da kötüsü şifrelerinizi bir yere yolluyor olabilir. Bunun farkına varmanız güçtür.

Farkına vardıysanız, son dönemlerde gazetelerde sık sık “Alınacak olan uçakların yazılımları Türk Mühendisler tarafından yazılacak” gibi başlıklarla karşılaşıyoruz. Bu bazen karikatürlere bile yansıyabiliyor.

Artık köy kahvesindeki insanların bile birbirlerine “Elimizdeki silahlar hep dışarıdan alınma. Yarın bir gün İsrail ile çatışsak uçaklarımızı yarı yolda bir sinyalle düşürebilirler ne de olsa onların yapımı.” demelerine şahit olabiliyorsunuz. Tabi bunların hepsi varsayım ama tehlikeli ihtimallere insanların dikkatlerini çekme konusunda gayet etkililer.

Firmalara “Devlete yazılım teslim etme durumu olursa açık kaynak kodunu da verir misiniz?” diye sorduğunuzda dolambaçlı cevaplar alıyorsunuz. Bütün bunlar bize Türkiye'nin bilişim konusunda sağlam politikalar üretmesi gerektiğini anlatıyor.

İsterseniz açık kaynak kodu felsefesini incelemeye devam edelim. Açık kaynak koduna göre programların kapalı kodları yani çalışır haldeki dosyaları yanında açık kodları da yayınlanır. Dünyanın dört bir yanındaki programcıların ulaşabildiği bu kodlar, bu insanlar tarafından incelenmeye hazır şekilde durur. Bu sistemin bir güzel yanı da, yazılım geliştirme sırasında yapılan yanlışlıkların çabuk bulunması ve yamalanmasıdır.

Şu ana kadar anlatılanlar umarım aklınızda soru işaretleri uyandırmıştır. İsterseniz biraz da Linuks ve özgür yazılım felsefesinin gelişim hikâyesine eğilerek konuya biraz daha hâkim olalım.

Torvalds, Linuks üzerinde çalışmaya 1991'de, Helsinki üniversitesinde bir öğrenci iken başladı. Önce evindeki bilgisayara hocası Andrev Tanenbaum'un Miniks işletim sistemini kurdu. Bu sistem öğrencilere işletim sistemi dersini vermek üzere yazılmıştı ve oldukça basitti. Linus, bu sistemi geliştirebileceğini düşündü ve onun üzerinde çalışarak geliştirilebilir bir iskelet ortaya çıkardı. İnternete konu başlığı “Mini'te en çok neyi görmek istersiniz?” olan bir mesaj gönderdi. Birçok insan önerilerini cevap olarak gönderdi. Linus bu cevapları değerlendirdi ve sistemi daha da geliştirdi. Ancak bir süre sonra Linus yorulmaya başladı çünkü sistemi kendi başına yazıyordu ve fikirler çok fazlaydı. En sonunda kodlarını internete attı ve sisteminin özgür yazılım olduğunu ilan etti. Cevap olarak bir sürü düşünce ve hatta programı test etmede yardım etme sözleri geldi. İşletim sisteminin ilk sürümü, eylül 1991'de internette kaynak kodu herkese açık olarak çıktı. Ortak çalışma ile yeni sürümü ekim başında hazırdı. Torvalds bunun ardından tüm yazılım dünyasına, yeni sistemi geliştirmede ona katılmaları için, daha doğrudan bir davette bulundu. Bir ay içinde diğer programcılar işe karışmışlardı. Böylece Linuks sistemi hızlı bir şekilde gelişmeye başladı.

Linuks'a devam etmeden önce, linuks ile daha sonra yolları birleşecek olan özgür yazılım felsefesi ve GNU projesinin gelişimini inceleyelim. Richard M. Stallman, 1983'te, yazılımın topluma ait olmasının, özgür olmasının gerektiğini söyleyerek GNU projesini başlattı. GNU projesine dâhil olan diğer programcılarla, oluşturmak istedikleri özgür yazılım projesinin parçalarını oluşturacak olan derleyici, not defteri, internet tarayıcısı, e-posta yazılımları gibi birçok program yazdılar. Bu projeye dâhil olan programlar, bir başka işletim sistemi olan uniks mantığına göre hazırlanıyordu. Ancak yeni kullanılan işletim sistemi uniks olmayacaktı. Bunun daha iyi anlaşılması için projenin adı GNU yani “GNU is not Uniks” (GNU Uniks değildir (2)) oldu. 1991 senesine gelindiğinde her türlü program hazır oldu ancak işletim sisteminin temelini oluşturan “çekirdek” kısmı yoktu. Bu boşluğu da Linus Torvalds'ın o sene özgür yazılım ilan ettiği Linuks doldurdu. Böylece GNU projesi ve Linuks projesi yan yana yürümeye başladı.

Daha sonra Linuks'a bir maskot bulunması gerektiği tartışılmaya başlandı ve maskot olarak penguen seçildi.(http://www.isc.tamu.edu/~lewing/linux)

1991 senesinden bu yana Linuks çok gelişti. Özellikle son yıllarda birçok donanım firmasının GNU projesine destek vermeye başlamasıyla Linuks'un gelişim ve tanıtım hızı had safhaya ulaştı.

Bir de GNU paralelinde gelişen ve GNU projesindeki yazılımların sahip olduğu GPL lisansına eğilmekte fayda var.

GPL'e göre, bir yazılımda

1.Onu istediğiniz yerde çalıştırma özgürlüğünüz,

2.İstediğiniz gibi değişiklik yapma özgürlüğünüz,

3.Onu istediğiniz gibi dağıtabilme özgürlüğünüz (Hatta satabilme),

4.Onda istediğiniz değişiklikleri yaptıktan sonra dağıtabilme özgürlüğünüz vardır.

Kısacası, parayı verdiğiniz zaman o koda ve programa sahip olursunuz ve istediğinize bu kodları ve programı verebilirsiniz.

İsterseniz şimdi de bu hikâyeye Türkiye yönünden bakarak “Bize ne ki bunlardan?” sorusuna cevap arayalım.

Bildiğiniz gibi şu an Türkiye'de yazılım üretimi oldukça dar bir alana sıkışmış durumda. Yazılımlar genellikle yurt dışından geliyor ve oldukça pahalıya mal oluyorlar. Oysa açık kaynak kodlu yazılımları bedavaya kullanabiliyoruz. Bu büyük bir tasarruf sağlanmasına neden oluyor. Ancak destek ve bakım için ücret vermemiz gerekiyor ki bunu da Türk mühendisler sağlayabileceğine göre sorun yok.

İkinci olarak, bu yazılımların kodlarını inceleme, geliştirme, hatta başka yazılımlarda kullanma hakkına sahibiz. Bunun önemini şu şekilde daha iyi anlayacaksınız. Yarıyıl tatilinde memleketime döndüm. Yine bir başka üniversitenin bilgisayar mühendisliğinde okuyan bir arkadaşımla, birinin oyun oynamasını izliyorduk. Görüntüye hayran kaldım ve arkadaşıma dönüp “Böyle bir oyunu nasıl yazmışlar bunlar insan değil galiba!” dedim. Cevap olarak arkadaşım bana “Biz bunlara nasıl yetişeceğiz?” dedi. Soru gayet kısa ve vurucuydu. Bu oyun batının yirmi yıllık oyun endüstrisi tecrübelerine dayanıyordu. Ellerinde sermaye, yetişmiş eleman ve müthiş bir altyapı gelişmişti. Teknoloji olarak bilişimde ne yazık ki çok geride kalmış durumdayız ve birşeyler yapmak durumundayız. Peki, ne yapılabilir? Japonların zamanında endüstri ürünlerine yaptığı gibi fotoğraf çekip aynısından üretme şansımız yok çünkü bir programa dışarıdan bakarak asla içinde neler döndüğünü anlayamazsınız. Bir cihazı parçalayıp içine bakabilirsiniz ancak bir çalışır haldeki programı açık kaynak koduna çeviremez, dolayısıyla çalışma prensiplerini anlayamazsınız. O zaman bu demek oluyor ki açık kaynak kodlu programlar bize sunulmuş birer “Bu konudaki program nasıl yazılır” dökümanıdır.

Ayrıca, açık kaynak kodlu programlar içinde ne olduğunu anlayabilmemizi sağladıkları için, gayet güvenlidirler. Bildirdiğiniz bir açık gayet kısa bir süre içinde dünyanın başka bir köşesindeki programcı tarafından yamanır. İçinde sadece yazanın bileceği suni açıkların olma ihtimali gayet düşüktür.

Yani GNU felsefesi şu an Türkiye ve birçok mazlum devlet için bir joker durumundadır.

Diğer ülkeler neler yapıyor? Almanya'da birçok şehir şu an devlet dairelerinde tamamen linuks kullanımına geçiyor. Almanya'nın Schvabisch Hall şehrinin Linuks'a geçişiyle ilgili yayınlanmış bir araştırmada Linuks'a geçiş şu nedenlere bağlanarak açıklanıyor:

Bağımsızlık

Linuks sayesinde belli firmaların ticari politikalarına uygun yazılım ve donanım alma zorunluluğundan kurtulacaklar.

Güvenlik

a. Kişisel verilere izinsiz erişimlere asla yer verilmemeli.

b. Kişisel verilerin bütünlüğü korunmalı. Verilerdeki değişiklikler kütüğe aktarılmalı.

c. Sistemin kullanıma hazırlığı garantiye alınmalı. Bilişim sistemleri kamusal bilgi yönetimi sırasında veri akışının güvenilirliğini sağlamak zorundadır.

d. Güvenlik yazılımları sisteme uyum sağlamalı, eklenen bu yazılımlar kullanıcıyı ayrı birçok lisans ile uğraşmak zorunda bırakmamalıdır.

Maliyetten Kazanç

1997'den itibaren sunucularda açık kaynak kodlu sistemler kullanılıyor ve 1997'den beri yeni donanım almak zorunda kalınmadı. Bu da çalışma yeri başına 500 Avro kazanç sağladı. Giderlere eğitim eklenmedi çünkü yeni sisteme geçerken ortaya eğitim giderlerinin ortaya çıkması normaldir.

Rekabet

Açık kaynak kodunun desteklenmesi, yerel iktisadi canlılığa neden olacaktır. (Büyük ihtimalle yazılım maliyetinin düşmesine bağlı, rekabette elde edilecek üstünlük kastediliyor.)

Geçiş yapan şehirlerin büyük bir kısmı hakkında bilgiyi arama motorlarından “Germany migration to linuks” kelimeleriyle bulabilirsiniz.

İran, lisans kanununa sahip olmadığı halde, ileride Amerikan sermayesine dayanan yazılımları kullanmadan da yoluna devam edebilmek adına, açık kaynak kodu teknolojiler üstüne çalışmalar yaptığını birçok kez açıkladı.

İran'ın bilgisayar sistemleri ve güvenlik konuları ile ilgili kararlarından sorumlu olan Muhammed Seferi-rad, ülkesinde lisans için kimsenin para ödemediğini, ancak buna rağmen İran'ın “Düşmanı” olan Amerika'ya ait bir işletim sistemine bilgisayar sistemlerini dayandıramayacağını dolayısıyla Linuks ve açık kaynak kodlu sistemlere geçiş için hummalı bir faaliyet sürdürdüklerini 2004 yılında açıklamıştı (3).

İran'ın GNU\Linuks' a geçiş projesini yürüten Muhammed Kansari'nin sunumunu okumakta gerçekten fayda var. İran topyekûn Linuks'a geçme gibi bir proje yürüttüğü için, nedenlerini, hedeflerini ve kullanacakları stratejileri kısa maddelerle ortaya koyan bu çalışma bize bir devletin bu konuda bir çalışma yapması gerekince hangi yolları izleyebileceği konusunda sağlam bir kaynak.

Kansari, tamamen Linuks'a geçiş yapmak için, üç şey uygulamaktan bahsediyor.

1. Bu projeden etkilenecek tüm insanların proje hakkında bilgilendirilip aktifleştirilmesi,

2. Herkese ücretsiz eğitim (ppt sunumları, televizyon yayınları vesaire)

3. Uzmanlar, kullanıcılar ve politikacıların GNU/Linuks kültürü hakkında bilgilendirilmesi ve bu kültüre aşina hale getirilmeleri.

En büyük sorunun ise insan kaynağı yetersizliği olduğunu belirtiyor. Büyük ihtimalle birinci ve üçüncü maddelerin hedefi bu açığı kapatmak.

Çin, şu an masaüstü linuks dağıtımlarının kullanım alanı olarak en büyük aday. Çin'de 1.3 milyar son kullanıcı kitlesi potansiyeli mevcut ve bu kadar çok insanın linuks kullanması, açık kaynak kodlu sistemlerin son kullanıcılara yönelik çalışmaları için bir ateşleyici olacak.

CIO-asia'nın sitesinde yayınlanan bir araştırmada, şirketlerin %80 gibi yüksek bir oranının sunucularında açık kaynak kodlu sistemlerin kullanıldığı belirtiliyor. Zuji adlı bir seyahat ürünleri firmasının açık kaynak koduna geçiş ile birlikte sağladığı bir milyon dolarlık kazancın incelendiği yazıda, bu firmanın işlem sorumlusu Joshua Tong özellikle açık kaynak kodlu sistemlerin sağladığı ölçeklenebilirlik, yani her tür donanım ve sisteme uyum sağlayabilme yeteneğine vurgu yapıyor.

Çin'in Endüstriyel ve Ticari Bankası'nın (ICBC) Linuks'a geçişi, ülkedeki en büyük geçiş olarak gösteriliyor. Yaklaşık yüz milyon müşterisi ve iki yüz bin şubeye sahip olan bu banka, artık hem kullanıcı hem sunucu bazında Linuks yazılımları kullanıyor.

Daha önce de belirttiğim gibi, birçok donanım firması GNU projesine destek veriyor çünkü GNU, aynı zamanda yazılım maliyetlerinin de düşmesi anlamına geliyor çünkü projelere birçok gönüllü programcı katılıyor.

Ayrıca başka bir araştırma konusu olabilecek verileri de ortaya koymakta fayda var.

Ülke

Üniversite Mezunu Sayısı

Mühendislik Mezunu Sayısı

Oran

Çin

567,839

219.563

38.7%

Tayvan

117,430

26,587

22.6%

Almanya

178,618

36,319

20.3%

Japonya

542,314

104,478

19.3%

Fransa

275,316

34,293

12.4%

İrlanda

18,669

2,014

10.8%

İngiltere

274,440

20,280

7.4%

Kenya

15,620

740

4.7%

ABD

1,253,121

59,536

4.7%

Yukarıda, internette yayınlanmış olan bir makaleden alınmış bir tablo var.

Aynı makalede Güney Metodist Üniversitesinin (SMU) mühendislik fakültesi dekanı olan Geoffrey C. Orsak'ın "Düşünün; eğer bir sonraki Microsoft Çin'de kurulursa, masaüstü programlamacılığının %59'u Amerika yerine müttefikimiz olmayanların elinde olabilir” şeklindeki sözü yer alıyor.

Bu sözden anlaşılacağı gibi, küresel sermayenin GNU projesine bu kadar destek vermesinin arkasında yatan sebeplerden en büyüğünün bu tablo olmasında bir kuşku yok. Yani Amerika açıkça “Benim değilse senin de olmasın” diyor.

Çin'in yönetim kadrosunda bulunanların hemen hemen hepsinin mühendis olması da bu korkuya neden olan başka bir etken.

Ayrıca Amerika'daki endüstrinin “Pis işlerin” başka ülkelerde yapılmasını öngören kararından sonra birçok fabrikanın düşük işçi maliyetini de göz önünde bulundurarak seve seve Tayvan'da ve Çin'de kurulması sonucu, şu an Çin ve Tayvan, donanım alanında ürün üretebilecek hale geldi. Amerikalı patronun “fabrikayı kapatıyorum” demesi işe yaramayacak, Çinli ve Tayvanlı yetişmiş eleman sermaye bulup derhal kendine ait yeni bir fabrika kuracaktır.

Donanıma sahip olan, yazılım konusunda da söz sahibi olacaktır. Eminim ki neden bu tabloda ilk iki sırayı Çin ve Tayvan'ın (Niye kurduğu “silikon vadisi” ile kendinden söz ettiren Hindistan değil de Tayvan?) yer aldığını bu cümleden anlamışsınızdır.

Yazılım şu son yıllarda her şeyin temeli olmaya başladı. Her alanda yazılım kullanılıyor. Şu yakın zamanda hatırlarsanız İsrail ve Amerika, düz alana sahip olan Arap ülkelerinde çok küçük kayıplarla savaşlar kazandılar. Kilometrelerce uzaktaki hedeflere kilitlenebilen ve nokta atışı yapan tanklara, uçaklara, dünyanın her yerini fotoğraflayabilen uydulara karşı dümdüz arazide Arapların şehir savaşı dışında pek bir şansı yoktu. Takdir edersiniz ki böyle teknolojiyi yemiş yutmuş silahlara karşı kalaşnikoflarla helikopter düşürerek başarı sağlayamazsınız.

Şimdi yine “Bize ne ki bunlardan?” sorusuna geri dönelim.

ABD'nin ya da Çin'in yazılım dünyasını elinde tutmasının takdir edersiniz ki bizce pek de bir farkı yok. Ancak, tamamıyla birbirine zıt kültüre sahip olan bu iki medeniyetin aralarındaki hesaplaşma ortamından faydalanarak Türkiye birçok sektörde belli bir pazar payını kazanabilir. GNU projesi, Türkiye'nin bilişim sektöründe yaptığı ithalat miktarını gayet görünür biçimde düşürecektir.

Türkiye'nin bu konuda yapmış olduğu bir çalışmanın üstünde durmakta fayda var. Bu çalışmanın adı “Pardus Projesi(4) ”. TÜBİTAK desteğiyle başlayan bu proje, şu an kullanılabilir durumda bir işletim sistemi olarak sitede var ve iso olarak indirilmeye hazır durumda bekliyor.

Bilgisayarınızda daha önce bulunan işletim sisteminize zarar vermeden kurabildiğiniz için denemenizde bir sakınca yok.

Tamamen uludağ'a (ulusal dağıtım) ait olan birkaç sistem yazılımına da sahip olan bu Linuks dağıtımı, bizim de büyük projeler üretebileceğimize dair önemli bir ipucu veriyor.

Ayrıca TÜBİTAK'ın yürüttüğü ve Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Belçika, Estonya, İngiltere, İrlanda, İtalya, İspanya, İsveç, Malta, Norveç, Slovenya ve Ukrayna nın katıldığı bu proje

1.Avrupa genelinde açık kaynak kodlu yazılım kullanımı ve önündeki engellerle ilgili bilgi toplama çalışması

2.Ülkelerin ulusal bilişim politikaları için öneri niteliğinde kılavuzların hazırlanması

3.Açık kaynak kodlu yazılımların yaygınlaşmasını kolaylaştıracak bir kullanılabilirlik çalışması

4.Eğitimin değişik kademelerinde kullanılabilecek açık kaynak kodlu yazılım müfredatı hazırlanması

5.Proje kapsamında elde edilen bilgi birikiminin paylaşılması, haberleşme için kullanılacak bir portal tasarımı ve bilgilendirme tanıtım çalışmaları

gibi paketler içeriyor.

Peki, Türkiye GNU'nun neresinde durmalıdır? Açıkça söylemek gerekirse GNU'nun, GPL lisansı ile birlikte komünist bir manifesto haline geldiğini savunan birçok yazılımcı var. Yani birçok gönüllünün birlikte yazmış olduğu program serbestçe dağıtılıyor ve kamu malı oluyor. İsteyen istediği gibi kullanabiliyor. Bu durumda yazılımı yapanın hiçbir kazanç sağlayamaması da sözkonusu. Bu gerçekten de komünist mantığa paralel bir bakış açısı. Ancak biz bu meseleyi ideolojik olarak değil, hangi yaklaşımın Türkiye'ye ve insanlığa faydalı olabileceğini dikkate alarak düşünmeliyiz.

İlk olarak açık kaynak kodlu olan programları kullanmak ile başlayabiliriz. Bu programlar kullanıldıkça gelişeceklerdir çünkü. Geliştikçe de daha çok kullanılacak, diğer alanlarda yeni programlar yazılmasına da yardımcı olacaklardır. Bir süre sonra da insanlar “Madem bu programları kullanıyoruz niye işletim sistemimiz linuks olmasın ki?” diyecekler. Ve bu nihayetinde sistemin açık kaynak kodlu hale gelmesini sağlayacaktır.

Ayrıca ülkemizde sunucular bazında bile açık kaynak kodlu sistemlerin kullanımının düşük olması gerçekten üzerinde durulması gereken bir sorun. Devletin bir şekilde bu konuda zemin çalışması yapıp firmaların nasıl bu teknolojileri verimli bir şekilde kullanabileceklerini, nasıl sistemlerini açık kaynak kodlu sistemlere geçirebileceklerini, açıklayıcı/öğretici dokümantasyon sağlaması gerekiyor. Bu şekilde bilişim alanında Türkiye içinde bulunduğu durumdan kurtarılacaktır.

Ancak madem bir sistemin çarklarını kırıyoruz, kırarken başka bir çark sisteminin ortaya çıkmasına meydan vermemek için sonrasında dünyanın ne hale gelebileceğinin düşünüp taşınmak gerekiyor ki bu başka bir araştırma konusu ve emin olun bunları düşünecek çok zamanımız olacak. Ama yine de kısaca değinmekte yarar görüyorum. GNU'yu sistem olarak düşünürsek, özellikle firmalara yönelik yazılan programlarda pek sorun yok, çünkü firmaların diğer firmalara bu programları dağıtmak gibi bir görev üstlenmeyeceği açık. Dolayısıyla yazılımcı programını ve kodunu birçok firmaya satabilir. Ancak yalnız son kullanıcı tarafından kullanılan programlar konusunda sorun çıkabilir. Çünkü bu programlar için kimse para vermek istemeyecektir, destek geliri de olmayacaktır ve bu sefer de bu programlarla ilgili teşebbüs gücü düşecektir. Ayrıca açık kaynak kodlu yazılan sistemlerin daha büyük firmalar tarafından geliştirilip diğer firmanın elinden alınması ihtimalinin de üzerinde durulmalıdır. Dolayısıyla farklı birçok açık kaynak kodlu lisansın piyasada belli bir dengede yaşamasına müsaade etmek lazımdır.

Devletler, kurumlarında kullanmak üzere firmalara yazdırdıkları programların açık kaynak kodlarını da kesinlikle istemelidirler. Bu, son yıllarda zaruri bir ihtiyaç halini almıştır. Hatta bu şekilde kanun koyulması en mantıklısıdır.

Devletin bilişim konusunda uzman ve güvenilir bir bilişim ordusuna sahip olması da çağa ayak uydurmasını sağlayabilecek akıllıca bir adım olabilir ancak böyle bir adım atılacak olursa böyle bir organizasyonun nasıl bir yapıda olacağı üzerinde uzun uzun düşünmek gerekmektedir.

Önümüzdeki yıllarda iletişim hızının gittikçe daha da artması ile tüm dijital sistemler gittikçe birbirlerine daha bağlı duruma gelecek ve güvenlik çok daha önemli bir konuma gelecektir. Bu da demek oluyor ki işletim sistemi, tarayıcı, güvenlik duvarı, e-posta yazılımları gibi alanlardaki yazılımların açık kaynak kodlu olmasına kesinlikle dikkat edilmelidir.

Daha da önemlisi bilişim konusunda devlet kesinlikle bir politika oluşturmalıdır.

Türkiye, şu anki durumu iyi analiz edip, sonraki on yıl içerisinde karşısına çıkabilecek ihtimalleri iyi hesaplamalı, hem büyük bir pazar, hem de bu asrın her türlü teknolojisinin temel dayanağı olacak olan bilişim konusunda iyi düşünmeli, ona göre davranmalıdır.

 

Dipnotlar

(1) Türkçe karakter setini korumak adına yazıda “x” harfi yerine “ks” kullanılmıştır.

(2) Burada programlamada kullanılan “kendini çağıran fonksiyon” kavramı muzip bir şekilde kullanılmıştır. Bunun Türkçe karşılığını şu şekilde anlayabilirsiniz.

A: GNU nedir?

A: GNU Uniks değildir.

B: Peki GNU nedir?

B: GNU Uniks değildir...

(3) http://www.iranfocus.com/modules/news/article.php?storyid=318

(4) http://www.uludag.org.tr

 

Kaynakça: 

1-) LKD “Özgür yazılım felsefesi” sunumu. Bülent Açıkgöz http://seminer.linux.org.tr/seminer-notlari/ozgur_yazilim_felsefesi.sxw

2-) LKD “GNU/Linux nedir? Yenir mi? Linuks Üzerinde Yazılım Geliştirme...” sunumu Onur Yılmaz – Erhan Alım

http://seminer.linux.org.tr/seminer-notlari/20Aralik_seminer/

3-) “America's High-Tech Quandary” Charles J. Murray -- Design News, December 5-) 2005, http://www.designnews.com/article/CA6286283.html

4-) Building a National Operating System: Iran's Experience in GNU/Linux Mohammed Khansari, Director of Iran National GNU/Linux Project http://www.iosn.net/country/iran/events/khansari-UNCTAD-830701.ppt

5-) The Linux Engine that Could Gerald Wee CIO-Asia http://www.cio-asia.com/ShowPage.aspx?pagetype=2&articleid=1503&pubid=5&issueid=52

 

 

 

    © Sercan ANGI