MAKALELER >

MEDYA ve SİYASETİN “BAĞIMLI” İLİŞKİSİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME - GÖKHAN AKTEPE

ANA SAYFA
HAKKIMIZDA
MAKALELER
ATATÜRK
DUYURULAR
ETKİNLİKLER
BAĞLANTILAR
İLETİŞİM
 
 

MEDYA ve SİYASETİN “BAĞIMLI” İLİŞKİSİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

 

Gökhan AKTEPE*

 

Özet

Bir önceki makalede bahsettiğimiz gibi medyanın topluma ve toplumun karar verme mekanizmasına olan etkisi yadsınamaz boyuttadır. Bu etkinin siyasi ve ekonomik erk gruplarınca desteklenmekte olduğu; karşılığında da bu grupların medya tarafından desteklendiği bilinen bir gerçektir. Bu bağlamda incelendiğinde medyanın sahip olduğu gücü hangi alanlarda nasıl kullandığı sorusunun araştırılması ve cevabının öğrenilmesi gerekmektedir. Zira Medyanın şeffaflık kanıtlanabilirlik gibi profesyonel kavramlarıyla siyasi ve ekonomik bağlantıları tezat oluşturmaya başladığında toplumlardaki güven ve birliktelik duygusu zedelenecek ve toplumsal huzursuzluğa zemin hazırlanabilecektir.

Bu yazının hedefi ulusal ve uluslararası medyanın siyasetle olan ilişkisini ve bu ilişkinin yarattığı sonuçları küresel bilgi dağarcığının yardımıyla çözümleyebilmektir.

Anahtar sözcükler: Medya, Siyaset, Medya etkisi, Medya ekonomisi, Toplumsal çıkar grupları

Giriş

Medya sahip olduğu güç ile toplumdaki çıkar gruplarına doğrudan bağlı olmak zorunda kalmıştır. İki taraflı bu ilişki medyanın toplumsal gücünden ileri gelmektedir ve tarafların ince ama sağlam bir iple birbirine bağlı olduğunu söyleyebiliriz. İp sağlamdır ancak her hangi bir taraf uygun görmezse her an gevşeyebilir ya da kopabilir. Medya ekonomi çevreleriyle ilişkilerini iyi tutmalı ve reklam gelirleri ile sponsorluk antlaşmalarını sürekli kılmak zorundadır. Zira kendiside ekonomi temeline dayalı bir kurum olarak gelir gider dengesin artı yönde tutabilmelidir. Siyasi çevrelerse toplumun daha doğrusu devletin yargı, yürütme ve denetim gibi organlarını ellerinde bulundurduğundan ya da bulundurma potansiyeline sahip olduğundan medyanın yaşam kanallarından birini oluşturmaktadır.

Ekonomik grupların siyasilerle olan ilişkileri de göz önünde bulundurulursa medya, ekonomi ve siyaset üçgeninde, medyanın tam ortada, diğer tarafların iletişimini sağlayan bir konumda olduğu söylenebilir. Birçok araştırmacı bu konuda eser vermiş ve kimileri medyanın bu üçgendeki rolünü tanımlamaya çalışmışlardır. Bunlardan en ilginci ve bu konuda araştırma yapan herkesin değinmeden geçemediği yorum Rivers'dan gelmiştir. Rivers'a göre Amerikan medyası “ ikinci hükümet ” (second government) olarak nitelendirilir. Bu hükümet (öylesi bir güce sahiptir ki), hem birincisini dengeleyip denetleme, hem de birincisi ile halk arasındaki ilişkileri kontrol etme gücü ve yetisine sahiptir. Birincisi, herkesin bildiği resmi, siyasi hükümettir. ‘Öteki hükümet' olarak adlandırabileceğimiz ikinci hükümet ise ulusal haber kanallarını elinde bulunduran medyadır.”  (Rivers, 1982)

Bu yorum medyanın karar verme süreçlerindeki etkisi göz önünde bulundurulursa daha iyi anlaşılabilir. Her ne kadar dünya üzerinde istisnai örneklerin var olduğu bilinse de, hükümet politikas ı ve tüm önemli siyasal olaylar, bir toplumun üyeleri taraf ı ndan biçimlendirilmektedir. Bu bağ yöneten ve yönetilenler arasındaki sürekli bir iletişimin ve etkileşimin olmasıyla güçlü konumda kalabilmektedir. Medya tam bu ilişkinin ortasında; seçmen ve seçilen ya da başka bir değişle kamuoyu ve kamu yöneticileri arasındaki bağı teşkil etmektedir. Bilgi aktarımı ve paylaşımı medya üzerinden sağlanmaktadır ve halk medyada yer alan haberleri kendisiyle doğrudan ilişkilendirmektedir. Kamuoyu ve baskı grupları oluşturulmasında ve basit anlamda kime oy verilmesi gerektiği sorusunun cevabının bulunmasında kitle iletişim araçları büyük rol oynamaktadır. Bu durum medya patronları ya da profesyonellerinin kimi zaman açıklamakta zorlandıkları derin ilişkilerin doğmasına yol açmaktadır.

 

Medyanın Siyasete, Siyasetin Medyaya olan Etkisi

Medyanın siyasi kararlar ve hareketlere olan etkisi arzulan sonucu elde edebilmek için uyguladığı programların; kitleleri kendine bağlama özelliğiyle beraber çalışması sonucunda oldukça zor anlaşılabilmektedir. Bu etkiyi anlamak düzenli ve ayrıntılı bir çalışmayı gerektirmektedir ki medya zaten planın bir başka parçası olarak izleyici ve dinleyici kitlesinin araştırma ve arşivleme dürtüsünü ortadan kaldırmaktadır. Böylelikle birçok konu komplo teorileri başlığı altında artık ilgi uyandırmayacak bir sınıfa indirgenmektedir. İşte bu yüzdendir ki saklı kalan birçok gerçek ancak yıllar sonra hala hatırlayabilenler için bir hesaplaşma kaygısı olarak ortaya ya da geçekleri öğrenmek isteyen azınlıklarca incelenmektedir. Medyanın uyguladığı program işlevselliğini gizlilik kavramından almakta ve siyasi ve ekonomik çevreler de istedikleri sonucu bu ilke yardımıyla kamuoyuna hissettirmeden elde edebilmektedir.

Temelde bir medya kuruluşu için en önemli unsur hedef kitlesinin güvenini elde etmek ve bu güveni sarsmamaktır. Bu bağlamda düşünüldüğünde medya kuruluşları günün gereklerine göre yayın yapamaz. Zira onu ayakta tutan hedef kitlesinin sadakatidir ancak sürekli büyüme arzusundaki medya kurumların hitap ettiği kesimler giderek genişlemekte ve ortak özellikleri azalmaktadır. Bu ortak özellikler toplumsal olarak değerlendirildiğinde desteklenen siyasi partiden, mensubu olunan sivil toplum örgütüne değin genişlemektedir.

Konuyu doğrudan siyaset ve medya ilişkisine indirgersek bir medya kuruluşu, etkisini sürdürebilmek için siyasi otoriteye muhtaç olduğundan; iktidar olması muhtemel siyasi oluşumları destekler ve bu desteğinin karşılığını desteklediği gurup iktidara geldikten sonra ekonomi ya da yayıncılık kapsamında alır. Ya da, yine vefa borcunun bir gereği olarak, kamu sektörüne ait kuruluşların reklam ve tanıtım bütçelerinden ayrılacak cömert paylarla yapılan hizmetlerin karşılıkları fazlasıyla ödenecektir.  İktidar sahibinin destekçisi olmak çoğu zaman tercih edilen bir durum olsa da medya destekleyeceği siyasi grubu seçme özgürlüğünü de elinde bulundurur. Zira karalama kampanyaları ve ya skandallar kamuoyunu tamamen değiştirebilecek güce sahiptir. Böylelikle medya siyaset ilişkilerinde medyanın daha büyü koza sahip olduğu özellikle demokrasi basamaklarında ilerlemiş toplular için doğruluğu kabul edilebilecek bir gerçektir.

Öte yandan her hangi bir siyasi oluşum var olan medya araçlarından birini kullanmak yerine kendine ait bir kurum yaratarak siyasi propagandasını açık ya da gizli olarak yapabilir. Gizli propaganda her zaman daha etkin ve daha az yıpratıcı olduğundan siyasi partiler bu yöntemi daha fazla benimsemektedirler. Ancak yinede kendi tabanlarıyla olan ilişkilerini güçlendirmek için açık propaganda yolunu da seçebilmektedirler. Siyasi gruplar kendi propaganda araçlarına erişimi kolaylaştırabilmek için anlaşmalar yaparak tabanlarıyla olan ilişkilerini medya aracılığıyla güçlendirebilir. Örneğin Türkiye'de belediye başkanlığı seçimlerini kazanmak isteyen aday siyasi dini ya da toplumsal sınıflarla iş birliği yaparak, onarlın istediği medya organına destek olmak sözüyle oy kazanabilmektedir.

Medya siyaset ilişkisinde siyaset gruplarının da ağır bastığı taraflar yok değildir. Siyasi gruplar çıkarları doğrultusunda yayın politikasından reklam anlaşmalarına değin etkili olabilmektedir. Bu durum medya elitleri olarak adlandırılan üst düzey medya yöneticileriyle olan sıkı bağlar ile sağlanmaktadır. “uçan gazeteciler” kavramıyla 1980'lerde tanışan Türkiye özel televizyonların da yayın hayatına girmesiyle “uçan televizyoncular” çağına geçmiştir. Ulusal ve uluslar arası medyanın giderek güç kazanmasıyla artık beyaz yakalı medya mensupları kendi organlarında yayınlanan her şeye müdahale etmekte; gazetelerin manşetleri bir telefonla değişebilmektedir.

Dikkatli gözlerden kaçmayacak gelişmeler hatırlanırsa; Türkiye'nin en büyük medya tekeli seçimlerden önce iktidarla yakın ilişkilerde bulunmuş ve seçimlerin ardından sahibinin diğer yatırımları konusunda çeşitli kolaylıklar sağlanmıştır. Bu durum diğer yayın organlarında dile getirilmiş ancak daha geniş yayın ağına sahip olan “zanlı” kurum kamuoyu önünde kendini aklayabilmiştir. Öte yandan iktidara desteği bilinen ve seçim öncesinde destek yazıları kaleme alan bazı yazarlar daha iyi koşullarda daha yüksek tirajlı gazetelere ve yüksek izlenirliğe sahip televizyonlara geçmişlerdir. Kuşkusuz bu değişikliklerin altında yazarların niteliği ve yazım gücü de yatıyor olabilir ancak kamuoyundaki kuşkular gelecek yıllarda kalem alınacak anılara ya da araştırmalara bırakılmıştır.

Buraya kadar siyasetin medyaya ve medyanın siyasete olan etkisinden bahsettik. Siyasilerin medyanın gücünü kullanarak otoriterlini sağlamlaştırması ve bunun karşılığında da destek aldıkları medya kuruluşlarına ekonomik ve yasal olarak yardımcı olmalarının yanında ekonomik ya da toplumsal anlamda güçlü medya tekellerinin sahibi ya da temsilcilerinin güçlerini siyaset alanında kullanma girişimleri söz konusudur. Örneğin İtalya'nın en büyük medya tekelinin sahibi olan Berlusconi uzun yıllar devlet başkanlığı koltuğunda oturmayı başarabilmiştir. Ülkemizde de birçok yayın organında sahibinin siyasi girişimi desteklenmekte ve propagandası yapılmaktadır. Bu gerçek siyaset alanındaki koşulların medyadakine nazaran daha az rekabetçi olması ve bireysel getirilerinin toplumsal cazibesiyle ilişkilendirilebilir.

Sonuç

Medya toplumun her alanına uzanan etkisiyle siyasi alanda da oldukça etkin bir konumda yer almaktadır. Medya ve siyaset kurumları arasında karşılıklı kazanmaya yönelik bir bağımlılık söz konusudur. Bu bağımlılık medya kurumlarının erişim alanlarına giren bütün alanlarda seçim sistemlerinden, oyun kime verileceği konusuna değin karmaşık ilişkilerin doğmasına sebep olur. Öte yandan siyasi oluşumlar kendilerine ait medya organları yaratabilir. İkinci durum propaganda hakkı bağlamında düşünülerek kabul edilebilir ve görece daha az tehlikelidir. Daha tehlikeli olan medya kurumlarının bir takım çıkarlar doğrultusunda gerçekleri göz ardı etmesi ve gizli olarak yanlı yayın yapmasıdır. Bu durumda medya yöneticileri ve siyasiler arasındaki ilişkiler önem kazanır ve toplumu güdümleyecek konuma gelebilir. Medyanın siyasete olan etkisi sosyal sorumluluk bilincinde eşit görünürlük ve gerçekleri tarafsız açıklamak olarak görülebilir. Bu yapıya sahip medya kuruluşlarının varlığı sağlıklı toplumların gelişmesi ve huzurlu sosyal hayat için bir gerekliliktir. Medyanın bahsettiğimiz yapıya kavuşması da ancak alternatif medya kanallarının desteklenmesi ve medya kuruluşlarının ekonomik bağımlılıklarının ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşebilir.

 

Dipnotlar:

*Elektrik Mühendisliği Lisans Öğrencisi

 

Kaynakça:

•  RIVERS, W.L. (1982), The Other Government: Power and the Washington Media , New York: Universe Books.  

•  Erişilen kaynak: ARSLAN, A. (2004), Medya-Politika İlişkisi Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme , Uluslararası  İnsan Bilimleri  Dergisi ISSN: 1303–5134, Vol:1 No:1

•  İNAL , A. (1999), “ Medya, Dil, İktidar Sorunu: İletişim Çalışmalarında Medya ve Siyaset İlişkisini Nasıl Tartışmalıyız? ”, İletişim

•  CHOMSKY, N. (2005), Medya Denetimi , Everest

•  İNCEOĞLU, Y. (2006), Medya-İktidar İlişkilerinin Tarihsel Gelişimi ,

•  http://www.bianet.org/2006/10/27/86980.htm

 

    © Sercan ANGI