MAKALELER >

DEVLETÇİLİĞİN DOĞUŞU VE TÜRKİYE'NİN YERALTI KAYNAKLARI - Gökhan AKTEPE

ANA SAYFA
HAKKIMIZDA
MAKALELER
ATATÜRK
DUYURULAR
ETKİNLİKLER
BAĞLANTILAR
İLETİŞİM
 
 

TÜRKİYE'DE DEVLETÇİLİĞİN DOĞUŞU VE TÜRKİYE'NİN YERALTI KAYNAKLARI

Gökhan AKTEPE*

 

Bu yazıda Türkiye'nin sahip olduğu yeraltı kaynakları ve bu kaynakların kullanımı çağdaş Türkiye'nin ekonomi kuramı "devletçilik" ilkesi ekseninde değerlendirilecektir.

Devletçiliğin Doğuşu

Sanayi devrimini bilinen nedenlerle yaşayamamış olan Türkiye; cumhuriyet aydınlanmasıyla yeni bir döneme girmiş ve bu dönemde kendi ekonomi politikasını kuramlaştırmayı başarmıştır. Türkiye ekonomik geleceğini henüz Kurtuluş savaşı yıllarında; Mustafa Kemal'in önderliğinde masaya yatırmış ve gelecek birkaç yıl içerisinde kendi ihtiyaçları ve dünyadaki gidişatın doğru tahlil edilmesiyle "Devletçilik" ilkesini ortaya çıkarmıştır. Öyle ki 1 Mart 1922'de meclisin 3. açılış yılı Mustafa Kemal'in Türkiye'nin gelecekteki ekonomi politikasının temelini oluşturacak konuşmasıyla başlar. Mustafa Kemal konuşmasına şöyle başlamıştır: " Bilindiği gibi, memleketin ekonomik durumu ve ekonomik kuruluşlarımız, dış ülkeler tarafından sarılmış bir halde bulunuyordu, özel ekonomik teşebbüsler, serbest pazar ekonomisi içinde rekabet edebilecek güçlü seviyeye varmamıştı.”(1) Kapitülasyonlara ve kapitülasyonların ekonomik ve mali sonuçlarına değinerek doğacak olan Türkiye cumhuriyetinin bu konudaki görüşünü açıkça dünyaya bildirmiştir: " Türkiye için, ekonomik yaşantımızı boğan kapitülasyonlar artık yoktur ve olmayacaktır... Ekonomi politikamızın önemli amaçlarından biri de; toplumun genel yararını doğrudan doğruya ilgilendirecek kuruluşlar ile, ekonomik alandaki teşebbüsleri, mali ve teknik gücümüzün ölçülerine uygun olarak devletleştirmektir.”(2) Gelin bu kararların verilme nedenini inceleyelim: Türkiye bu dönemde bir yandan Kurtuluş savaşı ile bağımsızlığını yeniden kazanmaya çalışırken; bir yandan da ülkenin tamamını ele geçirmiş yabancı sermaye ve onların yerli ortakları ile uğraşmaktaydı. Osmanlı Devleti sanayi devrimini gerçekleştirememiş ve yabancı devletlere ekonomik ve kültürel bir pazar haline gelerek malum sonunu hazırlamıştı. Yeni Türkiye cumhuriyeti bu kalıttan milli bir ekonomi yaratmak ve bu ekonomiyi sağlam temellere oturtmak zorunda kalmıştır. Bu bağlamda değerlendirildiğinde, Türkiye ekonomi politikası olan devletçiliğin ana hedefi Türkiye'nin ekonomik ve sosyal gelişimini kamu yararını önde tutarak sağlamaktır. Bu konuda çalışmalar dünya pratiği de izlenerek devam etmiş ve Türkiye İzmir İktisat kongresiyle bazı temel öğeler ortaya çıkarılmıştır. Kongre sonunda, hammaddesi yurt içinde olan sanayi yatırımlarına öncelik verilmesine ve bireysel girişimin desteklenmesine karar verilmiştir. Öte yandan önemli kuruluşların yabancıların ellerinden alınarak ulusallaştırılması kararı da devletin ekonomiye olan bakışının diğer yönünü ortaya koymuştur.

Yukarıda da görüldüğü gibi kararlar hem özel sektörün gelişimine açık milli bir ekonomi yaratmayı öngörmüş hem de kritik görülen alanlarda devletin, dolayısıyla kamunun otoritesinin kapsarlığına dikkat çekmiştir. İleriki yıllarda uygulamaya konulan birinci ve ikinci kalkınma planları da bu kararlarla eş bir anlayışla uygulanmıştır. Bu dönemde dünya ekonomisinin içinde bulunduğu durum incelendiğinde, Kemalist devletçiliğin kuram ve uygulanışıyla; sermayenin, piyasa koşullarını yarattığı ve kendi kurallarını dayattığı kapitalist sistemler ile ekonomik faaliyetlerin tümünün devlet tarafından uygulandığı sosyalist ekonomik sistemlerin sentezinden; kamu yararını, dengeli servet dağılımını ve tam bağımsız bir ekonomiyi hedefleyen bir uygulama içinde bulunduğu söylenebilir. Bu haliyle devletin ekonomideki yetkisi karar vericilik ve zorunlu durumlarda yatırımcı olmak olarak belirlenmiştir. Nitekim kurulduğu yıllarda milli bir burjuvazi ve dolayısıyla paraya sahip olmayan ülke, devlet eliyle yan sektörlerin doğmasını sağlayacak sanayi hamleleri yapmıştır.

Madencilikte Devletçi Politika ve Değişim Süreci

Güçlü bir ekonomi ancak ağır sanayi kuruluşlarının verimli bir şekilde çalışmasıyla mümkün olabilirdi. Devlet de bir yanda ağır sanayinin kurulumu için yatırımlar yaparken diğer yandan da ağır sanayinin ihtiyacı olacak ve ihracından gelir elde edilebilecek hammadde ve yeraltı kaynaklarını araştırıyordu. Yeraltı kaynaklarının üzerinde yaşayan halkın ortak malı olduğu düşüncesi ve yine yetersiz sermaye birikimi nedeniyle yatırım ve araştırma yapmak amacıyla ilk kez 1933 yılında Ekonomi Bakanlığı'na bağlı "Petrol Arama ve İşletme" ile "Altın Arama ve İşletme İdaresi" adıyla iki bağımsız kurum kurulmuştur. Daha sonra madenlerimizin gerekli jeoloji ve madencilik yöntemleriyle sistemli olarak araştırılması ve işletilmesi amacıyla 22 Haziran 1935 tarihindeki kararla Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü kurulmuştur. İleriki yıllarda yeraltı kaynaklarının belirttiğimiz nedenlerlerden ötürü devlet tarafından işletilmesi amacıyla Etibank kurulmuştur. Bu dönemden sonra Türkiye önemli bir madencilik sektörüne sahip olmuş ve ağır sanayinin besleyicisi olan demir çelik, alüminyum, bakır, krom, kömür, vb yeraltı kaynaklarını işleyecek güce sahip olmuştur. Ancak cumhuriyet döneminin ardından, soğuk savaş dönemiyle Türkiye'deki yeraltı kaynakları politikası oldukça değişmeye başlamış 1980 sonrasında da madencilik neredeyse tamamen liberal ekonomi anlayışına uygun hale getirilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak bu iki kurum da zaman içinde sahip olduğu gücü ve özgün işlevlerini yitirmiştir. Bu durum da kurumların ulusal piyasanın denetlenmesi ve güçlendirilmesi için çalışmaktan çok uluslararası sermayenin küresel pazar ekonomisinin Türkiye madenciliğine zarar vermesine neden olmuştur.

Türkiye'nin günümüzdeki madencilik durumu ile değişen politikalarını ve devletçilik ilkesinin yıllara göre nasıl değiştiğini incelemekte fayda var. Çağdaş Türkiye'nin sahip olduğu Kemalist devletçilik anlayışı ekonomide devletin güdümünde modellenmiş ve kamu yararı için devletin bir kısım alanlarda sermayedar olmasını öngören bir ekonomi modeliydi. Ancak özellikle 1983 madencilik kararları ile madenlerimiz yabancı sermayeyi teşvik adı altında birçok yabancı şirkete ve dolayısıyla dünya geneline hâkim olan piyasa koşullarına göre değerlendirilmeye başlandı. Türkiye bu dönemden sonra dünya rezervlerinin en fazlasını elinde bulundurduğu birçok madende dahi piyasada söz sahip olamayacak, ekonomide günü kurtarma telaşı nedeniyle Ar-Ge çalışmalarında geri kalacak ve çok ucuza ihraç ettiği hammaddeyi yüksek fiyatlarla nihai ürün olarak satın almaya başlayacaktır. Yabancı sermayeye verilen önem Türkiye'de özel madencilik girişiminin oluşmasını engellemiştir. Kaynakları devlet adına işletecek taşeron milli madencilik şirketleri ancak küçük işletmeler halinde kalabilmiştir. Ancak iki binli yıllara gelindiğinde yabancı sermaye akışının istenilen düzeyde olmadığı anlaşıldı. Madenci kamu kurumlarının özelleştirilmesi de, bunu savunanların beklediği sonucu vermedi. Devletin burada planlama ve güdümleme konusundaki yeteneksizliği görülmektedir.

Günümüz Madenciliği

Günümüz Türkiye'sinde madenciliğin ana sorunu piyasanın modern, eşit, güdümlü Kemalist devletçilik ilkesinden uzaklaşarak milli değerlerden olan yeraltı ve yerüstü kaynaklarının değerlendirilmesinde uluslararası piyasa kurallarına göre, söz hakkı olmadan yönetilen madencilik politikasıdır. Öyle ki yapılan birçok çalışmada övünülerek söylenilen bor, toryum ve neptünyum gibi elementlerin sahip olduğumuz rezerv boyutu trilyon dolarlarla ifade edilmekte; ancak, Türkiye de bu mineralleri nihai ürün haline getirmeye yönelik çalışmalar yapılamadığından çok ucuza dünya piyasasına sadece hammadde olarak satılabilmektedir. Bu durum katma değer düşüklüğü ve gelirlerin düzensiz olması sonucunu doğurur. Öte yandan teşvik ve planlama konusundaki aksaklıklar dünya piyasasının ihtiyacı olan ve ulusal ekonomiyi güçlendirecek rezervlerde Türkiye'nin gücünü kullanamamasını sağlamaktadır.

Yeraltı Kaynakları, Yeraltı Suyu

Dünyanın son zamanlarda tartışmaya başladığı tükenecek olan su kaynakları konusunda da Türkiye'de bir bilinç boşluğu göze çarpıyor. Devlet eliyle yapılan bazı büyük yatırımlar ile su kullanımı düzenli hale getirilmeye çalışılsa da 20 yıl içinde tükenmeye başlaması öngörülen su konusunda Türkiye'nin uzgörürsel bir politikası bulunmuyor. Bu konu sadece komşular ile ilişkilerde sorun yaratan ve ülke içinde kısmen çözümlenmiş bir sorun olarak bakılıyor. Ancak durum biraz farklı, zira özellikle Türkiye coğrafyasının yakın bulunduğu Ortadoğu'da gelecek yıllarda petrol savaşlarının yerini su savaşlarının alacağı öngörülüyor. Türkiye kaynak konusunda oldukça zengin görülse de israf edilen ve çevre sorunlarına kurban giden su bölgeleri çanların bizler için de çaldığını gösteriyor.

Türkiye'nin İhtiyacı

Türkiye bugün, son birkaç yılda dünya kamuoyunun tartıştığı karma ekonomi modelini, Kemalist dünya görüşü ile kuramlaştırıp güdümlü ekonomi modeli adını verdiği devletçiliği ortaya çıkarmıştır. Bu model halka ait tüm kaynakların devlet kontrolünde ve zorunlu durumlarda devlet tarafından işletilmesine yönelik; kamu yararını ve servet dağılımındaki eşitliği ve halkın tüm kaynaklar üzerinde sahip olduğu payın halka en üst düzeyde geri dönüşünü sağlamak üzere oluşturulmuştur. Günümüzde devletçilik anlayışı ülkedeki tüm kaynakların dünya koşullarında Türkiye'nin rekabet etmesini sağlayacak, geri dönüşümü yüksek olan araştırma geliştirme faaliyetlerine yatırım yapması ve bundan da önemlisi Türkiye'nin sahip olduğu tüm yeraltı kaynaklarının planlaması ve ulusal maden projesi kurgulanarak madenlerin devlet kontrolünde yabancı piyasa koşullarında en az düzeyde etkilenecek hale getirilmesi gerekmektedir. Böylece Türkiye dünya ekonomisin önemli bir aktörü olacak ve ilk uygulayıcılarından olduğu bireysel girişimin desteklenmesi ve devleti öncülüğü kavramının 21. yüzyıldaki uygulamalarıyla güçlü ve etkin bir ülke olacaktır.

 

DİPNOTLAR

* Elektrik Mühendisliği Lisans Öğrencisi

(1) "Atatürk'ün l Mart 1922 Meclis Konuşması ", ak. Prof. Dr. Afet İnan "Devletçilik ilkesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Birinci Sanayi Planı " 1933, Türk Tarih Kurumu Yayınları, XVI.Seri Sa.14, Ankara 1972, sf. 29-34

(2) "Atatürk'ün Ekonomi Politikası" Prof. Mustafa Aysan, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 6.Baskı, İstanbul-2000, sf. 147-148

 

 

KAYNAKLAR

1-) www.mta.gov.tr

2-) www.etimaden.gov.tr

3-) www.antimai.org/bildiriler

4-) Metin Aydoğan, “TÜRKİYE ÜZERİNE NOTLAR 1923- 2005”

 

 

    © Sercan ANGI