MAKALELER >

TÜRKİ YE PETROL ARAMACILIĞI TARİHİ VE PETROL POLİ TİKALARI - EMRE BARLAS

ANA SAYFA
HAKKIMIZDA
MAKALELER
ATATÜRK
DUYURULAR
ETKİNLİKLER
BAĞLANTILAR
İLETİŞİM
 
 

TÜRKİ YE PETROL ARAMACILIĞI TARİHİ VE PETROL POLİ TİKALARI

 

Emre BARLAS *

 

Giriş

Tüm alternatif enerji kaynağı arayışlarına rağmen, petrol ve doğal gaz önümüzdeki on yıllarda da uluslararası politika ve strateji yi belirleyici rolüne devam edecek gibi görünmektedir. Geli şmiş ülkelerin petrol kullan ı mı açısından duyarlı bir yapı göstermelerine rağmen, temiz ve çevreye duyarlı enerji kaynağı arayışları, doğal gaza olan talebi artırmıştır. Gelişmekte olan ülkelerin ise hızla artan enerji talepleri, dünya petrol devlerinin 1990'lı yılların başlarında, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nin sahip olduğu petrol rezervlerine ilgi duymalarına neden olmuştur. Önceki yıllarda petrol açısından en gözde ülkelerden biri olan Türkiye, Sovyetlerin dağılması ile bağımsızlığı nı ilan eden Hazar bölgesi ülkelerinin (Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan) rezervlerinin önünde etkisiz konuma gelmi ştir. Bu nedenle artı k petrol arama yöntemlerinin daha teknolojik boyutlara getirilip zaman kaybetmeden gerekli yerlerin kazı lması ve jeopolitik konumumuz kullanılarak yerinde anla şmalar a imzaların atılması gerekmektedir.

Türkiye'nin petrol tarihi

Türkiye'de petrol aramacı lığı Osmanlı döneminden başlar . İ lk olarak 1890 yılında sondajlı arama tekniği ile birkaç sığ kuyu elde edilmiştir. 1914 yılında yabancı ortaklı bir anlaşmaya imza at ılmış ken Binci Dünya Savaşının başlamasıyla kesintiye uğrayan araştırmalar Cumhuriyet dönemine kadar faaliyet gösterememiştir. Meclis kurulduktan sonra petrol hakkında çıkarılan ilk yasa 1926 yı lında 792 sayılı Petrol yasasıdır. Bu yasa Türkiye toprakları üzerindeki yeraltı kaynaklarının aranması ve işlenmesi görevini hükümetin elinde tuttuğunu belir tmektedir. 1933 yı lında Petrol Arama ve İşletme İdaresi'nin kurulmasıyla gerçek anlamda başlanan petrol ar amacı lığı 1934 yılından itibaren meyvelerini vermeye başlamıştır. 1936 yı lında 1351 metreye kadar delinen Basprin–1 kuyusu Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk derin kuyusu olarak kabul görür. Daha sonra adı mlar hızla atılmaya başlar. MTA'nı n kurulması , daha derine inen sondaj faaliyetleri, Güneydoğ u Anadolu İskenderun Adana'da yapılan jeofizik etütler...

Bu yı llarda hal böyle iken, devletçi bir politika izlenmekte iken 1954 yı lında kabul edilen petrol kanunu iyiye giden her şeyi tersine çevirir. Yaptıkları Marshall yardımının nerelere harcanacağı na dahi karar veren ‘dünya liderleri' bu sektöre de el atarak petrolü Türkiye'nin Kuzeydoğ usunda aramayı yasaklamış ve her yıl sadece on delik açma izni vermiştir . Bu ‘on delik' kanunun yanlış lığı hem milli şirket olan TPAO için de geçerli olması hem de satı r aralarına konan maddeler sayesinde yabancı yatırımcılara istenildiği zaman istisnaların tanı nabileceğidir. Kendi devletimize kendi toprakları mızda yeraltı kaynağı aramacılığını ‘kendi' kanunumuzla yasaklı yoruz.

İzmir İktisat Kongresi sonucu alınan ‘Yabancı sermaye karşı olmamakla beraber yabancı sermayenin memleketin hammaddelerini ticaret ve sanayini kendi tekeline almadan hükümetle ortak girişim işletmesi sağlanacak' kararına ba şl ı başına aykı rı olan yasa, değ il Mustafa Kemal'in gösterdiği yolda ilerlemek milli menfaatleri koruma niteliği bile taşımamaktadır. Atatürk'ün ağzından çıkan taleplere, devletçilik ilkesine aykırı bir yasa 1954 yılında mecliste kabul görmü ştür .

27 Mayı s darbes ine kadar bu durum böyle süregelmi ştir.Bu süreçte konunun en çok üzerinde duran ki şilerden biri de 2004 y ı lında Tuzla'daki evinde bir cinayete kurban giden İhsan Güven olmuştur. İhsan Güven darbe hükümeti görevde iken bir heyet olu şturup e llerindekilerden daha derine inebilen (6000 m) sondaj makineleri almaya Amerika'ya göndermi ştir. Bütün çabaya ra ğ men bir sonuca ulaşılamamıştır. Daha sonra aynı heyet Rusya'ya gönderilmiş ve 10 makine için anlaşma imzalanmıştır. Ne yazık ki bu makinelerden henüz bir tanesi ülkeye ulaşmışken hükümetin değişmesi ve yeni yönetimin makinelere ‘komünist' gözüyle bakması nedeniyle geri kalan makine alımları durdurulmuştur. Böylece Türkiye topraklarında derinde olduğu bilinmesine rağmen makine yoksunluğu nedeniyle ‘hiçbir zaman çı karılamayacak petrol ' dönemine girilmi ştir. Petrol kanunu askeri yönetimlerle yakla ş ı k on yılda bir değişikliğe uğramış 1973'de yapılan değişiklikle daha devletçi 1983 yılında yapılan değişiklik le ise liberal yönde politikalar izlemi ştir. Böylece 1983 yı lından itibaren yabancı petrol şirketleri Türkiye'ye hücum etmişler ve stratejik topraklarımızı parsellemeye başlamışlardır. Üretimimizi yabancı şirketlerin eline bırakmamız dü şülen büyük bir hatad ı r . Shell şirketi 1967 ile 1983 y ı lları arasındaki 1 6 yı llık sürede Türkiye toprakları nda en fazla petrol üreten şirket olmuştur. Bu da ne yazı k ki sözde devletçi bir politika izleyen Türkiye'nin ayı bıdır. Jeofizik faaliyetler 1982 yı lında 217 ekip-ay ile rekor kı rmıştır. Jeolojik ve jeofizik faaliyetlerdeki artış a paralel olarak sondaj faaliyetlerinde artış olmuş, 1986 yılında delinen 125 kuyuda 263.246 metrelik rekora ulaşmıştır. Bu dönemdeki yoğun arama faaliyetleri yeni keşiflere yol açmış , özellikle 1988 yılında Karakuş sahası nın keşfiyle üretim artış ı yaşanmıştır.

1991 yı lında Sovyet sisteminin yıkılmasını takiben petrol potansiyeli yüksek Orta Asya ve Kafkas Cumhuriyetleri büyük şirketlerin yöneldiği ülkeler olmuş, Türkiye'nin cazibesi azalmıştır. Yaklaşık 30 yıllık sürecin sonunda büyük yabancı şirketler Türkiye topraklarından sömürülecek her şeyi aldıktan sonra Orta Asya ülkelerinin başı bo ş topraklar ı ndaki önemli potansiyeli fark etmeleri ile bizim toprakları mızdaki arama-üretim faaliyetlerini durdurmaları bir olmuştur. Üretim, 1991 yı lında 4.45 milyon ton (yerli üretim 3.3 milyon ton) ile rekor kı rmasına rağmen, aynı yıl içindeki 21.16 milyon tonluk sivil tüketimin ancak % 21'ini kar ş ı layabilmiştir. Son büyük çaplı üretim olmuştur bu yıllardan sonra petrolde çöküş dönemine girilmiştir. TPAO ve yabancı şirketlerin arama faaliyetlerinin azaldığı 1990'lı yıllarda ke şfedilen yeni sahalar küçük oldukları ndan, tüketimin küçük bir kı smını bile kar ş ı layamamıştır . Toplam üretim 2001 sonu itibariyle 2.55 milyon tona dü şmüş ve 28.63 milyon tonluk sivil tüketimin sadece % 9'unu kar ş ı layabilmiştir

Günümüz Politikaları

Türkiye petrol alanı nda tam bir çöküntü içinde . 17 Ocak 2007 tarihinde yasala şan ‘Türk Petrol Kanunu' yabanc ı şirketlerin Anadolu topraklarına iyic e nüfuz etmelerini sağ lamakta . TPAO'nun özel şirketlerle ayn ı seviyeye indirildiği, yabancı şirketlerin ürettiği petrolün istediği miktarı nı ihraç edebildiğ i veya tek bir uluslar arası şirketin, yabancı bir devlet şirketinin bütün ülkeyi kapsayacak alanda tek başına ruhsat sahibi olmasına imkân tanıyan bir yasanın değil milli menfaatleri koruması , ülke petrol tüketiminin bir bölümünü kar ş ı laması bile beklenemez . Bu yasa ile önceki yı llardaki Kıbrıs harekâtı sırasında yaşanan ambargodan hiç ders alınmadığı gözler önüne serilmektedir. Her ne kadar veto edilse de, küçük değişiklikler ile tekrar gönderilip yasalaşan içinde ismi dışında Türklük kavramını koruyan herhangi bir değer taşımayan bu yasa er geç yürürlüğ e girecektir. Böylece dışa bağımlılığımızı stratejik bir yeraltı kaynağı olan petrol ile pekiştirmiş olacağız.

 

Çözüm önerileri

Ne yazı k ki geçmi şte Türkiye petrol üretimi ithalatı nın hiçbir zaman üstüne çıkamamıştır. 1969 yı lında yerli üretimin (yabancı-yerli şirketlerin toplam üretimi) en yüksek seviyeye ula şmas ı na rağ men tüketimin sadece %55'ini kar ş ı laması ülkemizin tam anlamıyla bir petrol ülkesi olmadığını gözler önüne sermektedir. Buna karşılık topraklarımızın hem jeopolitik konumundan hem de rezervlerinde bulunan belirli miktardaki petrolünden ülke ekonomisine azami düzeyde katkısı nı sağlamanın çözüm yollarını şu şekilde s ı ralayabiliriz ;

* Devlet kurumları kadrolaşmadan, günlük siyasetten uzak tutularak i şin ehilleri i şin baş ı na getirilerek devletçi politikayla ilerlenmeli,

* Uluslar arası şirketlerin ürettikleri petrolün ihracına yeterli sınır getirilmeli,

* Üniversitelerde bu alanda ara şt ı rma geliştirme çalışmaları yapılmalı ve yetişmiş insan gücünü arttırmaya yönelik eğitim verilmeli.

* TPAO, Pİ GM, BOTAŞ gibi ülke menfaatine çalış an kurumlar a ayrı lan bütçe arttı rılma lı,

* Uluslar arası şirketlerin yaptıkları keşif sondajlarından faydalanarak aramalar yapılmalı yeni sondajlar için vakit kaybedilmemeli,

* Petrol Piyasası Kanunu ile Petrol Kanunu Değişiklik taslakları yerli petrolü ve aramacılığı te şvik edecek şekilde düzenlenmelidir

* TPAO , Pİ GM, BOTAŞ gibi devlet kurumlarını özelleştirmek yerine bölünmeden çalışmaları sağlanmalı

* Yeraltı kaynakları nı kullanırken en önde milli menfaatler bulundurulmalıdır .

* Petrol Piyasası Kanunu ile Petrol Kanunu Değişiklik taslakla rı yerli petrolü ve aramacılığı  te şvik edecek şekilde düzenlenmelidir

 

  DİPNOTLAR

*Makine Mühendisliğ i Lisans Öğrencisi

 

 

KAYNAKÇA

 

—Elektrik E nerjisi, Devlet Planlama Te şkilat ı Yayınları, Ankara, 2001, 4-8

—Yeni Hayat dergisi 2002/Ağ ustos Ümit Emre röportaj ı

— ATALAY M. (TPJD Yönetim Kurulu Üyesi) , Ağ ustos 2003, Stradigma, Türkiye'de Petrol Aramacı lığı

— http://www.tpao.gov.tr/v1.4/index.php?mod=faaliyet

—http://www.botas.gov.tr/faliyetler/hampetrolf.asp

—http://tpjd.org.tr/tr/index.php?option=com_content&task=blogcategory&id=50&Itemid=84

 

 

 

    © Sercan ANGI