MAKALELER >

ERMENİ TEHCİRİ SOYKIRIM İDDİALARI VE GERÇEKLER - EMRE BARLAS

ANA SAYFA
HAKKIMIZDA
MAKALELER
ATATÜRK
DUYURULAR
ETKİNLİKLER
BAĞLANTILAR
İLETİŞİM
 
 

ERMENİ TEHCİRİ SOYKIRIM İDDİALARI VE GERÇEKLER

 

Emre BARLAS*

 

SOYKIRIM KELİMESİNİN ANLAMI VE KÖKENİ

Soykırım dendiği zaman Nazilerin, Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı giriştikleri kitlesel kıyım akla gelir. 1939–1945 yılları arasında Naziler, Yahudiler, savaş tutsakları, çingeneler, Polonya ve Yugoslavya sivil halkından oluşan 11 milyona yakın insanı katletmiştir. Üstelik ‘soykırım' kelime anlamına uyan üstün ırktan olmayan kişilerin öldürülmesi amaçlanmıştır ki zaten soykırım kelimesinin içi de bu olaylar üzerine doldurulmaya başlanmıştır.

Soykırım kelimesi 1944 yılında Polonya Yahudi'si Raphael Lemkin tarafından tanımlanmış bir insanlık suçudur. İngilizcesi ‘genocide' olan kelime Yunancada aile anlamına gelen ‘genos' ve Latincede öldürme anlamına gelen ‘cide' kelimelerinin birleşmesinden meydana gelir.

ULUSLARARASI BOYUTTAKİ ANLAŞMA

Soykırım, 1948 yılında Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Konvansiyonu kararıyla uluslararası hukukun önemli bir parçası olmuştur.

Bu kararda soykırım oluşturan eylemler 5 maddede toplanmıştır

Bunlar:

a)Gruba mensup olanların öldürülmesi;
b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam
şartlarını kasten değiştirmek;
d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;
e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek;

Osmanlının uyguladığı Ermeni tehcirinde bunlara örnek olabilecek bir hareket yoktur. Devletler günümüzde dahi bu kararlara aykırı hareketlerde bulunmaya devam etmektedirler örnek olarak 1954–1962 yılları arasında Fransızlar Cezayir'de en az 1 milyon Cezarli'yi katletmiş 1965–1966 yıllarında Endonezya ordusu bir milyon komünisti ve ailelerini öldürmüş, 1994'de Ruanda'da 500.000 Tutsi Hutular tarafından öldürülmüş ve son olarak ve son olarak 1991'den sonra Bosna-Hersek ile Kosova'da binlerce Müslüman Sırp vahşetine maruz kalmıştır. Asıl bunlar doğrudan soykırımı oluşturan eylemlerdir. Fakat şu anda soykırıma uğrayan hiçbir millet emperyalist ülkelere karşı ayaklanıp onlardan toprak isteme cesaretini gösterememektedir.

 

OSMANLI DEVLETİ'NİN TEHCİR ÖNCESİ DURUMU

Osmanlı devleti zayıflamaya başlayıp, misyoner okulları kurulup hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma devri başlamıştır. Bazı devletler kendi çıkarları doğrultusunda bölgesel isyanlarla Osmanlı Devleti'ni bölme çalışmalarına girişmiştir. Özellikle Avrupa'nın bazı büyük devletleri bir yandan ‘ıslahat' adı altında Osmanlı'nın iç işlerine karışırken bir yandan da Ermenileri yönetime karşı teşkilatlandırmışlardır. Kışkırtılan Ermenilerle Türkler arasında ayrılıkçı düşünceler yayılmaya başlamıştır. Bu dönemde Batıda çıkan yayımlarda azınlıkları kışkırtır niteliktedir.

 

ERMENİ İSYAN VE KATLİAMLARI

1878 Berlin Antlaşması'nın imzalanmasını izleyen dönemde Ermeni sorunu iki yönde gelişmiştir. Bunlardan ilki, Batılı devletlerin Osmanlı devleti üzerindeki baskı ve müdahaleleri; ikincisi ise, Anadolu, Suriye ve Rumeli'de yaşayan Ermenilerin Anadolu'nun çeşitli yerlerinde, özellikle Doğu Anadolu ve Kilikya'da yeraltında örgütlenmeleri ve silahlanmalarıdır. İlk kışkırtmalar Rusya'dan gelmeye başlamıştır. Daha sonra bu kışkırtmaların amaçlarına daha çabuk ulaşmalarını sağlayacağını anlayan batılı devletler de katılmıştır. İlk isyan 1890'daki Erzurum'da sonrakiler sırasıyla 1892-93'te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon'da gerçekleşmiştir. Tehcire kadar yaklaşık 2 milyon Türk, Ermeniler tarafından isyanlar ile katledilmiştir.

Ermeniler savaş başlar başlamaz saldırmak yerine askerlerin cephede bulundukları süreçte köylere baskın yapmayı yeğlemişlerdir. Güvenlik kuvvetleri tarafından Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde yapılan aramalarda pek çok silâh ve cephane ele geçirilmiştir. Artık devletin varlığını ağır bir şekilde tehdit eden bu durum, biraz daha hoşgörü gösterildiğinde, telafisi mümkün olmayan sonuçlara sürükleneceğini göstermekteydi. Birinci Dünya Savaşı sırasında giriştikleri katliamlar, seferberlik gereği yapılan asker çağırılarına kulak asmayışları , Rus casusluğu yapmaları bardağı taşıran son damlalar olmuştur.

Böylece ;

Başkomutan Vekili Enver Paşa duruma bir çare bulmak amacıyla, 2 Mayıs 1915'te İçişleri Bakanı Talat Paşa'ya bir yazı göndererek, "Van bölgesindeki isyanlarını sürdürmek için daima toplu ve hazır bir halde bulunan Ermenilerin, isyan çıkaramayacak şekilde dağıtılmaları gerektiğini” bildirmiştir.

27 Mayıs 1915'te Meclis'ten çıkan “Yer Değiştirme Kanunu” , 1 Haziran 1915 günü dönemin Resmi Gazetesi Takvim-i Vekâyi'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kanunun;

1. maddesinde "Devlet güçlerine ve kurulu düzene karşı muhalefet, silahla tecavüz ve mukavemet görülürse şiddetle karşı konulması ve imha edilmesi",

2. maddesinde "Silahlı güçlere yönelik casusluk ve ihanetleri tespit edilen köy ve kasabaların başka bölgelere yerleştirilmesi",

3. maddesinde kanunun yürürlüğe giriş tarihi

4. maddesinde de kanunun uygulamasından sorumlu olanlar belirtilmektedir.

Bu yasanın en önemli özelliği ise; “kanun metninde herhangi bir etnik grup, zümrenin bahsedilmemiş” olmasıdır. Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır.

 

YER DEĞİŞTİRME SIRASINDAKİ UYGULAMALAR

Kanuna göre hazırlanan uygulama emri ile yer değiştirmenin nasıl yapılacağı tüm ayrıntıları ile belli kurallara bağlanmıştır. Bu emirde; menkul ve gayri menkullerin nasıl teslim alınacağı, araziler ve üzerindeki mahsulün durumu, bunların kayda alınması, göç edenlere sıcak ve etli yemek verilmesi gibi konulara dahi yer verilmiştir. Uygulama emrinde, menkul ve gayrimenkulün yok edilmesi ya da insanların öldürülmesi yönünde herhangi bir işaret olmadığı gibi; tam tersine uygulamada hata yapanların idam cezasına kadar uzanan ağır cezalarla cezalandırılacağı belirtilmektedir.

Yerleri değiştirilenler taşınabilir mal ve eşyalarını beraberlerinde götürecekler veya bunlar sonra kendilerine ulaştırılacak, taşınmaz malları ise açık attırma ile satılacak ve bedelleri kendilerine ödenecektir.

Bu esaslar içinde göç ettirilen Ermeni kafileleri, yerleştirilecekleri yerlere gönderilmek üzere, yol kavşakları üzerinde bulunan Konya, Diyarbakır, Cizre, Birecik ve Halep gibi belirli merkezlerde toplanmışlardır. Ve güzergâhlar olabildiğince güvenli seçilmiştir.

Bir yandan Birinci Dünya Savaşı'nın sürmesine rağmen, yer değiştirmenin düzenli bir şekilde yürümesi ve kafilelerin herhangi bir zarara uğramaması için azami dikkat gösterilmiştir. Nitekim Amerika'nın Mersin Konsolosu Edward Natan , 30 Ağustos 1915'te Büyükelçi Morgenthau'ya gönderdiği raporda, “Tarsus'tan Adana'ya kadar bütün hat güzergâhının Ermenilerle dolu olduğunu; kalabalık yüzünden birtakım sıkıntıların olmasına rağmen Hükümetin bu işi son derece intizamlı bir şekilde idare ettiğini; şiddete ve

düzensizliğe yer vermediğini; göçmenlere yeteri kadar bilet sağladığını; muhtaç olanlara yardımda bulunduğunu” belirtmiştir.

Başbakanlık tarafından 30 Mayıs 1915'te İçişleri, Harbiye ve Maliye Nezaretlerine (Bakanlıklarına) gönderilen bir yazıda, göçün nasıl uygulanacağı ayrıntılı şekilde anlatılmış ve şöyle denilmiştir:

—‘Göç ettirilenler, kendilerine tahsis edilen bölgelere can ve mal emniyetleri sağlanarak rahat bir şekilde nakledileceklerdir;

—Yeni evlerine yerleşene kadar iaşeleri Göçmen Ödeneği'nden karşılanacaktır;

—Eski malî durumlarına uygun olarak kendilerine emlâk ve arazî verilecektir;

—Muhtaç olanlar için hükümet tarafından konut inşa edilecek; çiftçi ve ziraat erbabına tohumluk, alet ve edevat temin edilecektir;

—Geride bıraktıkları taşınır malları, kendilerine ulaştırılacak; taşınmaz malları tespit edilecek ve kıymetleri belirlendikten sonra, paraları kendilerine ödenecektir;

—Göçmenlerin ihtisasları dışında kalan zeytinlik, dutluk, bağ ve portakallıklarla, dükkân, han, fabrika ve depo gibi gelir getiren yerleri açık arttırma ile satılacak veya kiraya verilecek ve bedelleri sahiplerine ödenmek üzere mal sandıklarınca emanete kaydedilecektir;

—Bütün bu konular özel komisyonlarca yürütülecek ve bu hususta ayrıntılı bir talimatname hazırlanacaktır.'

NÜFUS

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusu Osmanlı'nın 1914 sayımına göre 1.221.850 iken bazı yabancı kaynaklarda örneğin Ermeni Patrikhanesi'ne göre 2,5 milyon, Lozan Konferansı Ermeni Heyeti'ne göre 2,2 milyondur. Osmanlı nüfus kayıtlarına göre Ermeni nüfusu 1,2 milyon yokken 1 milyon 500 bin Ermeni'nin katledildiği söylenmektedir. Ermeniler Türklerden var olmayan Ermeni nüfusunun hesabını sormaktadırlar

9 Haziran 1915'ten 8 Şubat 1916 tarihine kadar Buna göre; 438.758 kişi yer değiştirme uygulaması çerçevesinde sevk edilmiş, bunlardan 382.148'i ise yeni yerleşim bölgelerine sağ salim ulaşmıştır. Aradaki farklar ise tehcir sırasında oluşan kötü koşullardan kaynaklanmaktadır.

—Tifo, dizanteri gibi hastalıklar ve iklim koşulları sebebiyle yaklaşık 25–30 bin kişinin öldüğü tahmin edilmektedir.

—Her ne kadar Osmanlı güvenliği elinden geldiğince sağlamaya çalıştıysa da Eşkıya ve Arap aşiretlerinin saldırısı sonucu katledilen Ermenilerin s ayısı 10000'dir

—Savaş sonrası anılarda yazılanlara göre ise yaklaşık 50000 Ermeni'nin Rusya'ya ve Amerika'ya kaçırıldıktan sonra eğitilip Kafkasya Cephesine geri gönderilip Türklere karşı savaştığı bir gerçektir.

—Aynı zamanda tehcir tamamlanmadan kesilmesi nedeniyle bulundukları yerlerde alıkonan Ermenilerin sayısı azımsanamaz.

 

Ermenistan devletinin talepleri:

Herkes tarafından bilinen ‘Dört T' planı Ermenistan'ın taleplerini en kısa şekilde özetlemektedir.

Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak

Yani, sözde Ermeni sorunu tüm dünyada terör yoluyla "tanıtılacak", sözde iddialar dünya kamuoyunca kabul edilip Türkiye'ce "tanınacak", sözde soykırımdan dolayı Türkiye'den "tazminat" alınacak ve "Büyük Ermenistan" rüyasını gerçekleştirmek için gerekli olan "toprak" Türkiye'den koparılacaktır!...

 

"Dört T" plânına dayanak oluşturan Ermeni iddiaları ise şunlardır:

1. Türkler, Ermenistan'ı işgal ederek Ermenilerin topraklarını ellerinden almışlardır.

2. Türkler, 1877-78 savaşından itibaren Ermenileri sistemli olarak katliama tabi tutmuşlardır.

3. Türkler, 1915 yılından itibaren Ermenileri plânlı şekilde soykırıma tabi tutmuşlardır.

4. Talat Paşa 'nın, Ermenilerin soykırıma tabi tutulması konusunda gizli emirleri vardır.

5. Soykırımda hayatlarını kaybeden Ermenilerin sayısı 1,5 milyondur.

 

ULUSLARARASI BAKIŞ AÇISI

Her iki taraf da iddialarını kanıtlamak için birçok kanıt göstermektedir. Türkiye 'nin, bu iddiaların açıklığa kavuşması ve gerçeklerin ortaya çıkması amacıyla, her iki ülkenin devlet arşivlerinin karşılıklı açılması ve tarihçilerce incelenmesi isteğine Ermenistan olumlu yanıt vermemiştir.

Günümüzde İsviçre 'de Ermeni soykırımının reddedilmesi suçtur. Benzer bir yasa taslağı da Fransız meclisinden geçmiştir. Bunun dışında 20 kadar ülke, parlamentolarında, Ermenilerin soykırıma uğradığı iddialarını tanıyan yasaları kabul etmişlerdir. Amerika federal anlamda böyle bir yasayı kabul etmemesine rağmen yasa, eyaletler bazında 50 eyaletten 36'sında kabul görmüştür. Kimi ülkelerde ise (İsrail, İngiltere) soykırım kelimesi yerine "katliam " kelimesi yeğlenmiştir.

 

BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR ve BİLİM ADAMLARININ BAKIŞ AÇISI

Bilimsel araştırmalar

Ermeni soykırımı iddiaları birçok araştırmacı tarafından araştırıldı. Bazı ülke parlamentoları siyasi olarak Ermeni soykırımı tezini tanımış olsalar da, bilimsel araştırmalar ortak bir paydadan henüz çok uzaktalar. Özellikle son zamanlarda ortaya konulan araştırmaların sonuçları gittikçe Türk tezini güçlendirmeye başlıyor.

Ermeni soykırımı iddialarının yaygınlaşmasının temel taşını koyan isimler, Amerika'nın 1913–1916 yıllarındaki Türkiye büyükelçisi Henry Morgenthau ve Alman teolog Johannes Lepsiusdur . Henry Morgenthau 'nun Büyükelçi Morgenthau'nun Öyküsü (1919) geçmişte olduğu gibi bugün de sözde soykırım iddialarının bir numaralı kaynağı olarak görülmektedir. Ancak kitabın daha sonra büyükelçi için Amerikalı gazeteci Burton J. Hendrick tarafından yazılmış tümüyle uydurma bir kitap olduğu kanıtlanmıştır. Amerikalı iki büyük tarihçi Sidney B. Fay ve Harry E. Barnes kitabın 'tümüyle fabrikasyon olduğunu ortaya koymuşlardır.

Öte yandan, Lepsius bugün Ermeniler için bir İkon ve kurtarıcı durumundadır. 1896 /97 senelerinde Ermeni yardım kurumunu kurdu, 1914 senesinde ise Alman-Ermeni cemiyetini kurdu. Onun yazdığı kitaplarla, Almanya'ya çok sevdiği Ermeniler'in Osmanlı İmparatorluğunda yaşadıkları (tek taraflı) sorunlarını yaydı. İlk 1896 senesinde çıkardığı Hıristiyan ülkelerini Ermeni kardeş halkına yardıma çağrı niteliğinde bir kitabı Batıda çok sattı ve Almanca yanısıra Fransızca, İngilizce ve kısmen Rusça'ya çevrildi. Bu Armenien und Europa / Ermenistan ve Avrupa ismindeki kitapla Avrupa'da üne kavuşmuş, hemde saygın duruma gelmişti. 1916 senesinde soykırımı anlattığını iddia eden bir kitap yazdı ( Bericht über die Lage des armenischen Volkes in der Türkei / Ermeni halkının Türkiyedeki durumunu anlatan rapor ). Ancak soykırım araştırmaları için en önemli yeri tutacak olan üçüncü kitabını 1919 senesinde çıkardı. Alman dış dairesinin orijinal arşiv belgelerini kitap halinde çıkarmakla görevlendirilmişti. Alman dış dairesi bu görevi Lepsius'a verirken, amacı netti: Lepsius sunduğu belgeler derlemesiyle, Almanyayı gelecek Sevr Antlaşmasında kârli bir pozisyona getirecekti. (Cem Özgönülün daha sonra ispatladığı gibi, Lepsius görevini yerine getirirken, sadece Almanyayı kârlı bir pozisyona değil, aynı zamanda Türkiyeyi suçlayacaktı.) Lepsius 444 arşiv belgesi seçip, kitabını yazdı. Orijinal belgelere dayandığı düşünüldüğü için, bu kitap Ermeni tezi için temel taşlarından biri oldu. Özellikle diğer temel taşı olan Andonyan belgeleri 1984 yılında sahte oldukları ispatlandıktan sonra, Lepsius belgeleri en önemli yeri tutar duruma geldi.

Bunun dışında James Bryce ve Arnold Toynbee 'nin yazdıkları Blue Book önemli yer kapsıyordu. Başka Ermeni tezini ispatladıklarını iddia eden veya Ermeni tezini savunan kitap yazmış olan isimler: Wolfgang Gust , Mihran Dabag , Taner Akçam , Tessa Hofmann , Rolf Hosfeld , Christopher J. Walker , Hans-Lukas Kieser , Peter Balakian , Vahakn N. Dadrian vs.

Ancak özellikle son yıllarda Türk tezini savunan kitaplar piyasaya sürülmeye başlandı. Bu bilim adamlarının Osmanlı idaresinin Ermenileri yok etme niyetinin olmadığını ileri süren tezlerinin ortak paydası şöyle toparlanabilir: savaş bölgeleri dışındaki Ermeniler (Batı Anadolu, Güney Balkan) sürgüne gönderilmediler, savaş bölgelerinde Ermeni ölü kadar,

 

Ermeni olmayan ölü de vardı, ölümler genellikle salgın hastalıklar ve gıda yetersizliğinden gerçekleşmişti, Halep civarındaki Ermeniler treni kullanmakta serbesttiler, Doğu Anadolu'dan sürgün edilenlerin ölüm sayısındaki yüksek sayı, teknolojik yetersizlikten dolayı (yani mesela bir demiryolunun bulunmayışından dolayı) gerçekleşmişti, Ermeniler Suriye'ye sürgün edilmişti yani Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içinde kalacaklardı, ayrıca yazılı bir emir bulunmadı. Osmanlı nüfus kayıtlarına göre Ermeni nüfusu 1 milyon yokken 1 milyon 500 bin Ermeninin katledildiği söylenmektedir.

Bu konuda birkaç bilim adamının düşünceleri ise şöyledir ;

Justin Mccarthy: Evet, Türkler Ermenileri öldürmüştü, bu doğru ama Ermeniler de bir çok Türk'ü öldürmüştü. Bu bir katliam, etnik bir temizleme değildi, savaş koşullarında yaşanmış bir şeydi. Hükümetlerin yanı sıra halklar da savaşmıştı ve bu savaşta yüzbinlerce insan ölmüştü. Bu şekilde olayı anladım. Bu araştırmayı burada yaşadığım ya da Türkleri sevdiğim için yapmamıştım. Bulduğum gerçekler beni bu sonuca götürmüştü. Rakamlar vardı ve bunlar doğru söylüyorlardı.

Taner Akçam: 1915'te Sarıkamış yenilgisinden sonra İttihat ve Terakki Partisi, Doğu Anadolu'yu kaybedeceği hükmüne vardı ve bu kaybetmede Ermenilerin önemli rol oynayacağına inandı. Büyük bir panikle Anadolu'daki bütün Ermenileri Suriye çöllerine sürerek imha etti. Özetle 1915'te ne olduğunu anlayabilmek için, tabii çok öncelere bakmak gerekiyor ama asıl önemli noktası İttihat ve Terakki Partisi'nin Ermeni vatandaşlarını Osmanlı Devleti'nin devamı için bir tehdit olarak görmesidir.

Derya Tulga: Şimdi 1915 bir nokta değil. 1915, ta 1774'te başlıyor. Neden başlıyor? O tarihten itibaren insanlar başlıyorlar yerleştikleri toprakları terketmeye... Bütün o tarihlerdeki anlaşmalarda madde var; isteyen istediği yerde yaşar diye... Yani birarada yaşama gibi durum kalmamış. Fakat ondan sonra bu gönüllülük ortadan kalkıyor. Bu, Gladstone'un meşhur 1876'da ‘Türkler pılını pırtısını toplasın, defolsun' hikayesi geliyor. İş ciddiye biniyor. 1915 yılında Türkiye'de bir nesilde üçüncü defa kovulmuş adam var. Ondan sonra Ermeniler tarafından bir de dördüncü defa gündeme gelince, bazı adamların sabrı patlamış.

Yusuf Halaçoğlu (Türk Tarih Kurumu Başkanı): Bu tarihlerde artık terör başlıyor. Terör hareketleri 1895 Sason isyanı ile daha geniş bir hal alıyor. Ardından Anadolu'nun pek çok şehrinde kundaklamalar, insan öldürmeler oluyor. Ardından da Van'da, Elazığ'da, Adana'da, Zeytun'da isyanlar çıkıyor. Yine İstanbul'da Osmanlı Bankası'nın bombalanmasından Yıldız suikastına kadar, çeşitli suikastlar var.

 

Sonsöz

Eğer Osmanlı devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi; bunu asimilasyon yoluyla veya savaşı gerekçe göstererek kolayca halledebilirdi. Belirtildiği gibi, Birinci Dünya Savaşı'nda ele geçirdikleri yerlerin kendilerine verileceği ve bağımsız bir Ermenistan kurulacağı gibi hayallere kanan Ermeniler, vatandaşı bulundukları Osmanlı devletini arkadan vurmaya başlayınca, yer değiştirme uygulaması zorunlu hale gelmiştir. Ermeni tehciri zor koşullar altında bulunan Osmanlı Devleti'ni dış mihrapların bölerek işgal etme politikasına karşı uygulanmış ne yazık ki uygulanması zorunlu kılınmış tarihi bir olaydır. Tehcir sırasında ölümler gerçekleşmiştir ancak bu ölümler ne Ermeni ırkına yönelik bir soykırımı göstermekte ne de Osmanlı Devleti'ni suçlu bulunmasına neden olmaktadır. Ermenistan'ın şu anda bizden talep ettikleri ‘Dört T' planı Türkiye Cumhuriyet'inin ne bugün ne de gelecekte kabul edeceği bir şeydir.Tarihte olduğu gibi günümüzde de azınlıkları kışkırtmaya yönelik politikalar izleyen ülkeler vardır. Ancak bilmeliyiz ki Anadolu topraklarında hiçbir millet dış kuvvetlerin desteği ile oluşmamış veya o destek ile hayatını devam ettirememiştir.

 

DİPNOTLAR

*Makine Mühendisliği Lisans Öğrencisi

 

KAYNAKÇA

 

—Medya Muharebelerinin Galibi: Ermenistan Ve Diaspora, M. Serdar Palabıyık , 2006, İksaren

—Anadol, C. – Abbaslı, N. ,2000 /100 Soruda Ermeni Meselesi, Bilge Karınca Yayınları

—Ermeni Sorunu: Tarihi Gerçekler ve Bilimin Işığında, 2007, IQ Kültür Sanat Yayıncılık

— http://www.antikapitalist.net/makale/antikap/59_ermeni-meselesi.htm

— http://tr.wikipedia.org/wiki/Ermeni_soyk%C4%B1r%C4%B1m%C4%B1_iddialar%C4%B1

— http://www.ermenisorunu.gen.tr/

— http://www.ntvmsnbc.com/news/321123.asp

 

 

 

    © Sercan ANGI