MAKALELER >

İHANETİN ANATOMİSİ- AYDIN YETKİN

ANA SAYFA
HAKKIMIZDA
MAKALELER
ATATÜRK
DUYURULAR
ETKİNLİKLER
BAĞLANTILAR
İLETİŞİM
 
 

İHANETİN ANATOMİSİ

(EMPERYALİZM, AKP VE TÜRK GENÇLİĞİNE DÜŞEN GÖREV )

 

Aydın YETKİN

 

 

Türkiye Cumhuriyeti, 65 yıldır işbirlikçi sağ ve dinci iktidarlar tarafından yönetilmesinin neticesinde ekonomik, sosyolojik ve siyasal anlamda dışa bağımlı hale dönüştürülerek ulusal politikalar güdemeyen basiretsiz bir yarı sömürge görünümüne sokulmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin hiçbir döneminde AKP iktidarındaki kadar şahsiyetsiz,  teslimiyetçi, gayri ulusal ve çıkarcı bir anlayışla yönetilmemiştir AKP'nin bu anlayışı artık ihanet sınırlarına dayanmıştır. Ulusal politika kaygısı duymayan AKP iktidarının TBMM'den geçmemesi gereken yasaları geçirmesi; ulusal çıkarlarımızla bağdaşmayan uygulamaları, Demokrasi havarisi kesilerek Demokrasi ile taban tabana zıt uzlaşmaz bir tutum sergilemesi, Kemalist Cumhuriyete ve kurumlarına karşı başlattığı savaş , Mütâreke basınından Ali Kemal'leri aratmayacak yerli işbirlikçilerin güdümündeki kitle iletişim araçlarının çıkar amaçlı güdüleme etkinlikleri, Türkiye'nin içeriden kuşatılmışlığının habercisidir.

Türkiye adı konulmamış ve ilan edilmemiş bir savaşla karşı karşıyadır. Bu savaş Lozan'ın ortadan kaldırılmasını ve Servin yeniden uygulanmasını amaç edinmiştir. Bu savaşta siyasal iktidar karşı cephe içinde yer almaktadır. İşbirlikçilerin kontrolüne geçmiş olan İktidar, Türkiye'nin çıkarlarını savunma yerine Washington ve Brüksel yönergeleri doğrultusunda hareket etmektedir. İktidar, Türkiye'ye karşı savaş açan ABD ve AB'nin taşeronu teröristlere af getirmek için fırsat kollamaktadır.

Kimi siyasi partiler ( AKP, DTP, MHP, Milli Görüş çizgisindeki partiler ) ve sivil toplum örgütleri ( TÜSİAD, MÜSİAD, ÖZGÜR-DER, TESEV… ), "Ulusal değerler ve çıkarlar" dizgesiyle bağdaşmayan, bağdaşmamasına koşut bir yönelimle "ulusal değerler ve çıkarlar " sistemini yıpratmaya; her türlü etnik, dinsel, kültürel ve sınıfsal alt kimlikleri kışkırtmayı bir görev bilmektedir. Medya ise ulusal  (Türkiye'ye ait) olmadığı gibi  özgür  de değil. Yazılı ve görsel basın önemli ölçüde küresel sermayenin, emperyalizmin ve iktidarın güdümünde hareket etmekte. Türk halkına, küresel veya iktidar güdümlü  medya tarafından doğru bilgi verilmemektedir. Halka karşı  yoğun bir karartma, bilgi kirliliği ve yanlış yönlendirme kampanyası yürütülmekte, Halkın  iradesinin seçim sandığına özgürce yansımasına olanak  sağlayacak tüm demokratik mücadele yolları tıkanmakta, demokrasinin tüm koşulları yok edilmiş bunmaktadır

Günümüzde de olduğu gibi tarih boyunca hemen tüm devrimler ve devrimciler, din ve ulusal sermaye ile değil ama emperyalizmin maşası olmuş bir kısım dinci, işbirlikçi sermaye ve feodal kalıntı ile karşı karşıya gelmiştir . Çünkü "eski düzen"le çıkarları bütünleşmiş olan bu dinci, işbirlikçi sermaye ve feodal kesim, köklü değişimlere hep karşı çıkmış, dini ve toplum üzerindeki iktisadi kontrolünü siyasal amaçları ve çıkarları için kullanarak kitleleri etkilemeye çalışmışlardır. Kendilerinin etkisini ve ağırlığını azaltacak her girişimi de " dinsizlik ve oligarşi" olarak nitelendirmekten çekinmemişlerdir. Emperyalizmin çıkarları ile bütünleşerek, Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal'in idam fermanını çıkaranlar gene bu tür dinciler, feodal kalıntılar ve komprador sermaye olmuştur. Günümüzde bu dincilerin tarikatlarından çıkanlar komprador sermayenin ve emperyalizmin de desteğiyle Türkiye Cumhuriyeti Devletinin iktidarına sözde demokratik bir süreç neticesinde getirilmişlerdir. Bu sürecin ardından Kemal'in devrimcileriyle Vahdettin'in politikacıları karşı karşıya gelmiştir.

Cumhuriyet devrimcilerinin son verdiği siyasal, ekonomik, akçalı, yönetsel ve yargısal ayrıcalıklar yeniden kurulmuştur. Avrupa Birliğine uyum veya yeni dünya düzeni adı altında devletin ulus, ülke (toprak) ve egemenlik öğeleri önemli ölçüde tasfiyeye tabi tutulmaktadır. Türkiye, yeni Sevr proje ve haritalarının elden ele dolaştığı bir dönem yaşamakta. İktidar, iktidar değil, tasfiye kurumu işlevi üstlenmiş durumdadır. Üstelik iktidarın başı olan yıkım ve kıyım projesinin eş başkanı olmakla övünen işbirlikçi ve yandaşları vasıtasıyla " Ülkenin tümlüğü, ulusun birliği ve bağımsızlığı " ABD ve AB'nin " tehdit ve kıskacı altına sokulmuştur ".

Türkiye yasama, yürütme ve yargı organlarına dış odakların müdahale ettiği, ekonominin dizginlerinin uluslar arası tefeci kurumların ve tekellerin eline geçtiği, yarı sömürge bir ülke konumuna getirilmiştir. Türkiye'nin  artık,  bağımsız ve ulusal politikalarla Ankara'dan yönetilmediği açıktır. Bunların yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti tüm kurum ve kuruluşları ile bir tasfiye  sürecine sokulmuştur.

 Devlet kurumlarında var olan Kemalist-devrimci unsurları ve tepkiyi ortadan kaldırmak maksadıyla devletin tüm kurumlarına savaş açılmakta, bu kurumlara ABD, AB ve Arap sermayesi destekli Nurcu. ve Nakşibendi tarikatının müritlerini ( Beyinleri boşaltılmış kölelerini ) ve kendi yandaşlarını doldurmak suretiyle emperyalizme ve gericiliğe karşı koyan Kemalist-Devrimci kişiler ve direnç noktaları devlet yönetiminden tasfiye edilmektedir. Gaflet ve delaletin ötesinde ihanet kertesine ulaşan eylemlerin ardı arkası kesilmemekte ve gün geçtikçe artarak devam etmektedir.

Son dönemde AKP yönetiminin söylemleri ve faaliyetleri pek çok gerçeği açığa vurmuştur: Manda ve himayeyi kabul eden bir sömürge valisinin ancak söyleyebileceği fikirlerin sahibi siyasiler; Türkiye'nin ulusal çıkarlarını tamamen dışlayan ve ulusal çıkarları küresel sermayenin yani emperyalizmin güdümüne sokarak Türkiye Cumhuriyetinin bağımsız ekonomik politikalar ve ulusal siyasalar izlenmesini engelleyen komprador sermaye ile dini ticari bir mecra haline dönüştürerek halkın kutsal din duyguları üzerinden palazlanan yeşil sermaye; halkın alnının teriyle kurduğu kamu üretim tesislerini kar etmediği ve teknolojisinin eskidiği yalanıyla Ermenilere, Araplara, Yahudilere, ABD ve AB sermayesine "babalar gibi satanlar"; Türkiye erkeğinin ve kadınının ulusal bilincini Arap safsatalarıyla doldurarak köleleştirmek için diyanet işleri kadrolarının dinden bir haber tarikat ve cemaatlerin kontrolüne terk edenler; Türk gencinin zihninin kiraya verilmesini dile getirebilen Talim Terbiye Kurulu Başkanları; 7. sınıf Vatandaşlık Bilgisi kitabının kapağında Amerikan sömürüsü heykelinin fotoğrafına yer veren,  hainleri kahraman ilan edip dolaylı olarak kahramanları hain olarak sunmak isteyen zihniyet; AKP'nin yargıyı siyasallaştırma çabaları neticesinde "Savcı ve Hakim" olabilmiş onursuz hainler tarafından "başı Amerika'da kuyruğu Türkiye'de olan Fetullah Gülen yılanı" ve "bebek katili, emperyalist uşağı " ABDullah Öcalan hakkında "Feto ve Apo" başlıklı yazısından dolayı onurlu gazeteciyi tehdit edenler; ders kitaplarının içeriğindeki bilimsel teorileri boşaltarak zombi kılıklı sorgulamayan, eleştirmeyen, araştırmayan sadece biat etmeleri istenilen gençler yaratmak isteyenler ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin belli dönemleri hakkında yanlış bilgileri körpecik beyinlere zerk edip ATATÜRK ve CUMHURİYET düşmanlığını körüklem ek isteyenler; Ulusal (!!!) Eğitimin bilimselliğini ve ulusallığını yok edenler; Kemalist eğitim politikalarından uzaklaşılması için Kemalist onurlu öğretmenleri ya sürgüne göndererek ya da görevden alarak susturmak isteyenler; devletin stratejik kurumlarına bilgi ve deneyimi nedeniyle değil tarikat ve cemaat bağlantılarıyla ve de imam hatip çıkışlı olduğu için yapılan atamalar, ABD ve AB Eğitim ve Gençlik Programları'nın Türkiye'de kabul edilmesini ve uygulamaya konulmasını sağlama yönünde lobicilik etkinlikleri düzenleyen  sivil toplu örgütleri AKP'nin iktidarda bulunda süre zarfında AKP'nin izlediği politikalar sayesinde güçlenmiş ve yaygınlaşmıştır.

AKP ve yandaşlarının güdümlü faaliyetleri sadece bunlarla sınırlı değil. 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos ve 29 Ekim gibi ulusal bayramlarımızın yerine,  9 Mayıs Avrupa günü ve Kutlu Doğum haftası gibi etkinliklerin konulmasını amaçlayan izlenceleri, 15 – 18 yaş arası lise gençlerine kendi ulusal benlikleri unutturularak yerine " sömürge kültürünü " şırınga etmeyi planlayan sinsi projeleri, ABD, AB ve Arap sermayesinin desteği ile siyasi partilerde, araştırma enstitülerinde,  üniversite kürsülerinde ve bazı sivil toplum örgütlerinde yürütülen Türkiye için 47 ayrı etnik halk ve 5'den fazla mezhep öngören istihbaratçı siyasiler, tarikat şeyhleri ve akademisyenlerinin yıkıcı çalışmalarını, " Demokratik, çağdaş, insan hak ve özgürlüklerine saygılı, çok renkli, çok sesli, çok kültürlü barış dolu bir ülke için yeni bir anayasa (!!!) " özlemi adı altında AB ve ABD'nin etnik bölünmeci düşünceleri ve çağ dışı Arap kültürünü Türkiye Cumhuriyeti Halkına empoze etmek için ' multi-culturalism' programlarını uygulamak için fırsat kollayan işbirlikçi satılmış siyasilerin ve sözümde aydınların vatanlarına ihanetini gözler önüne seriyor.

Bizlerin önüne sözde Medenileşme projesi olarak sunulan AB üyeliği faaliyetlerinde ise Türkiye'nin AB'ye değil AB'nin Türkiye'ye girdiği, topsuz, tüfeksiz bir işgal sürecinin yaşandığı daha iyi anlaşılıyor. Kaan Turhan şöyle diyor: "AB'nin programlarının Türkiye tarafından üye olmadan benimsenmesi ve hızlı bir biçimde "AB'ye uyum süreci" doğrultulu bir düzenleme olarak kendini göstermesi düşündürücüdür. Düşündürücüdür, çünkü AB'ye üye olmadan veya tam üyelik sözü almadan Gümrük Birliği'ni ve AB müktesebatını kabul eden Türkiye ekonomik ve siyasal bağımsızlığını yitirmiş olmaktadır. Türkiye'nin gümrüklerdeki çelişkisi iç ve dış pazarda Türkiye zararına işlediği ve Türkiye'yi ham madde ve işçi deposu haline dönüştürdüğü gerçeği ortadadır. Eğitim gibi gençlik gibi birinci derecede yaşamsal öneme sahip konularda AB ülkelerinin kendi ülkelerinde uygulamaktan imtina ile kaçındıkları projeleriyle Türkiye'de sözde azınlıklar yaratmak ve bu yapay azınlıkların haklarını ileri sürerek bu projeleri uygulatmak istemektedirler. Bu projeler neticesinde ortaya çıkabilecek zararın ülke insanın birliği, ülkenin bütünlüğü ve Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığı üzerine yansımasını doğurur ki bu da Türkiye Cumhuriyetinin ve onu omuzlarında taşıyacak, yüceltecek Türk gençliğinin uzun dönemde yitirilmesi demektir."

Avrupa emperyalizminin asıl amacı "temel fikri son dönemlerde oldukça gündemde olan 'Avrupa Kimliğini' ve kavramını Avrupalı gençler arasında tartışmaya açmak, bunu yapılacak etkinliklerle yaşayarak oluşturmak ve Avrupa ülkeleri dışında kalan az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere sözde Avrupa ve Avrupalı kültürünü ihraç etmektir. Bunu yapabilmek için de "Avrupa Gençlik Forumu" isimli emperyalist yapı kurulmuştur. Bu örgüt Türkiye ve azgelişmiş diğer ülke gençliğini kendi değerlerinden uzak, emperyalizme göbeğinden bağlı tipik bir sömürge kuşağına dönüştürmeye çabalamaktadırlar, "Ulus devlet kavramının ötesinde farklı kültür, din, dil, inanç, etnik ve milli grup ve anlayışa sahip gençleri" bir araya getirebildiğince "Avrupalılık Üst Kimliğini" gerçekleştirebileceğini savlayan ve kültür emperyalizmi ile ulus devlet, ulusal bütünlük, ulusal kimlik, ulusal menfaat gibi kavramları emperyalist ve sömürgecilerin ihtiraslarına açık bir toplum yaratmaktır."

Günümüzde emperyalist  kapitalizm ve sömürgeciliğin bir paranoya haline geldiğini,  küreselleşme sürecine ayak uyduran her devletin kazançlı çıkacağını söyleyen Liberal-Demokratlar (!!!) ya dünyayı ve ülkelerini sorgulamayan ya da tamamen hayal dünyasında yaşan kişilerdir. Bugün Irak'ın parçalanması meselesini ya da Kıbrıs meselesini, Amerikanın yani sistemin bakış açısıyla değerlendirmek lazım. Çünkü Batılıların bakışlarıyla Doğuluların bakışları başka anlama geliyor. Batının gözünde emperyalizm ile onların dünyayı yemesi vardır. Onların dünyayı yemesi için neler lazım, bunu düşünüyorlar. ABD de bunu düşünüyor, Avrupa Birliği de hatta onların denetlediği Birleşmiş Milletler ve NATO da bunu düşünüyor.

Emperyalist ve sömürgeci devletler Zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olan Doğu Akdeniz arazisine, Orta Asya'ya ve Afrika'ya nasıl bakarlar?  Attila İlhan bu soruyu şöyle yanıtlıyor: "Bunların enerji politikaları petrole dayalı. Ama petrol onlarda yok, Orta Doğu'da ve Orta Asya'da var. Şimdi bu arazinin şu veya bu şekilde onların kontrolüne geçmesi lazım. Eğer onların eline geçmezse Avrasya'nın eline geçer. Yani Rusya, Çin, Pakistan, Hindistan, İran ve Türkiye. Bunların hepsi çok güçlü devletler ve Türkiye hariç hepsi de nükleer . Bu Batı için ne büyük bir tehdittir. Tabi Bunu engelleyebilmek için anti-emperyalist ve bağımsızlıkçı akımları kontrol altına alması gerekir". Bunu sağlayabilmek için de AKP ve benzeri siyasi partiler aracılığıyla Ilımlı İslam, içi boşaltılmış demokrasi ve insan hakları gibi emperyalist uydurmacalarını Kafkas, Orta Asya ve nüfusunun büyük bir oranı Müslüman olan bazı Afrika halklarına yutturmaya çalışıyorlar.

Yukarıdaki örnekler net bir şekilde ortaya koymaktadır ki Küreselleşme sürecinde bağımsız ulus devletler çift yönlü baskı altındadır. Yukarıda ulus ötesi güçler, aşağıda "azınlık" olarak etiketlenen farklı nitelikteki gruplar, karşılıklı etkileşim halinde ulus devleti "post-modern sömürü düzenine BOP ve Ilımlı İslam projeleriyle" uygun hale getirmeye çalışıyorlar. Bu projelerin en önemli hedeflerinden biri de Ulus-Devlet yapısını benimsemiş Laik, Demokratik, Sosyal bir Hukuk Devleti olan Kemalist Türkiye Cumhuriyetidir. Türkiye'ye yönelik başlatılan bu örtülü savaşın ülkemizdeki saç ayağı iktidardaki AKP ve Fettulahçı yapıdır. Türkiye Cumhuriyetinin içinde bulunduğu tehdit, tehlike ve kuşatmanın aşılması için toplumun doğru bilgilendirilmesi gerekir. Türkiye'yi bu duruma düşürenlerle mücadele etmek şarttır. Dolayısıyla bu görev Kemalist-Devrimci Türk gençliğinindir.

Kurtuluş Savaşı ve Kemalist-Devrim kökeninde "antiemperyalist" ve "antikapitalist" düşüncelerin kutsal harcını taşır. İşte bu nedenledir ki Kemalist Türkiye Cumhuriyeti ve Kemalist-Devrimciler emperyalizmin (ABD, AB, SİYONİZM) ve yerli işbirlikçilerin (AKP, DTP, MHP…) daima hedefi halindedir.

Son günlerde gericilerin ve işbirlikçilerin Kemalistlerin tepkilerini bastırmak ve Kemalist-Devrimci direnci nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan Türk Halkının kutsal din duygularını kışkırtmak marifetiyle ortada kaldırmak için kullandıkları bir laf var "Kemalistler Kemalizm'i din olarak kabul ediyorlar." Emperyalizmin yerli işbirlikçileri Bu şekilde provokasyonlar yaparak İnsanları kamplara ayırıp savaştan bahsedebilmektedirler. Din adını kullanarak insanları bölmekte ve birbirine düşman ilan ederek kışkırtıcılık yapmaktadırlar. Laik sisteme, Cumhuriyete ve Kemalizm'e sahip çıkanlar  insanların gözünde din düşmanı olarak gösterilmeye çalışılmakta ve Laik sisteme sahip çıkan tüm Cumhuriyet kurumları din düşmanı olarak alenen ilan edilip savaşın hedefi olarak gösterilmektedir. Bunun en önemli kanıtları ise Danıştay ve Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırılardır.

Beyinleri limondan da küçük bu hainlerin Kemalizm'i anlamaları zaten imkansız ama yine de anlatmaya çalışalım. Kemalizm bağımsızlık demektir, Kemalizm ulusal onur demektir,  Kemalizm devrimcilik demektir. Kemalizm bilimin ışığıyla beyinlerin aydınlanması demektir. Kemalizm gericiliğin, tutuculuğun, bağnazlığın ve dogmaların karşısında olmak demektir.

Kurtuluş Savaşımızın ve ulusal devrimlerimizin önderi Mustafa Kemal, bugünkü emperyalist ilişkileri ve işbirlikçilerin emperyalizmle olan bağlantılarını daha o günden görmekteydi:

- Amacımız, ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve ulusal tam bağımsızlığımızı sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan çarpışırız ve başarı kazanırız. Bu konuda karar ve inancımız kesindir.

- Tam bağımsızlık demek, elbette, siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamı ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz...

- Biz bu hakkımızı saklı tutmak, bağımsızlığımızı emin bulundurmak için genel kurulumuzca, ulusal kurulumuzca bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı kavga vermeyi uygun gören bir yolu izleyen insanlarız.

- Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerin güçleri ve bilinen her aracı ile Türk ulusunu emperyalizme araç yapmak istemelerine engel oluyoruz. Böylece bütün insanlığa hizmet ettiğimiz kanısındayız...

-Bu ülke batının emperyalizminden, doğunun da vicdan sömürüsünden kurtulursa ancak o zaman aydınlık günlere kavuşur.

- Bütün dünya bilsin ki benim için tek yanlılık vardır. Cumhuriyet yanlılığı, düşünsel ve sosyal devrim yanlılığı.. .

Atatürk'ün bütün dünyaya duyurduğu bu ilerici ve devrimci düşünceleri ne yazık ki, ülkeyi Atatürk'ten sonra yöneten, yönettiğini sanan politikacılar eliyle hançerlendi.  Bu sözleri söyleyen ve her adımında ulusal bağımsızlığı, devrimci ve ilerici bir dünya görüşünü savunan ve pekiştiren Atatürk bugün içine itildiğimiz ekonomik ve siyasal tutsaklığın temeli ve adı gibi gösterilmekte, Atatürk'e ve Kemalizm'e karşı en ağır ve de en sinsi saldırı gerçekleştirilmektedir.

Böylesi bir süreçte gençlik özel bir önem kazanıyor. Dinamizmin sembolü olan gençlik, etki ajanlığı ağları aracılığıyla edilgenleştirilip, emperyalizmin çıkarlarıyla uyumlu bir biçime dönüştürülmeye çalışılıyor. Türkiye gençliğini, sömürüye karşı devrimciliğin güçleri olmaktan alıkoymaya yönelik büyük bir kampanya yürütülüyor. Gençliğin Kemalizm'le bağlarını koparmak için örtülü bir savaş veriliyor. Böylelikle aslında Türkiye'nin umutla bağları kesilmeye çabalanıyor.

"Karanlığın karanlık olduğunu" fark edemeyecek kadar körleştirilmek istenen, ancak buna direnen; oyunları bozacak olan bir gençliğin haykırışı. Küresel çağda devrimciliğin Kemalizm demek olduğunu bilen bir gençliğin haykırışı, Mustafa Kemal'in gençliğinin haykırışı geleceğin gerçek umut ışıklarıdır.

Türk Gençliğinin 19 Eylül 1924 günü Giresun'da Atatürk devrimleri konusundaki kararlılığını gösteren şu satırları dikkat okuyunuz: " Cumhuriyet bir tahtsa, biz gençler onun sehpasıyız. Biz kırılmadıktan sonra o düşmeyecektir. Türk tarihinde artık kimse tufeyli (asalak) yaşayamaz… bütün gençler yemin eder ki vatanın aleyhine, Hakimiyet-i Milliye ve Cumhuriyetin zararına hangi baş kalkarsa onu koparacağız! Velev o baş vatanı ve Hakimiyet-i Milliye'yi bize verenlerden biri olsun!"         

"Ezilen uluslar bir gün ezen ulusları yok edeceklerdir" diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, yeniden ezilen ulusların, Asya ve Afrika halklarının bayrağı yapmak, biz Kemalistlerin, biz devrimcilerin namus borçlarıdır."                              

 

 


KAYNAKLAR:

 

•  Uğur Mumcu  "Unutturulan Atatürkçülük"

•  Ahmet Taner Kışlalı  "Kemalizm"

•  Kaan Turhan  "Devşirme Gençlik"

•  Güneş Erkul  " İlk Kurşun Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni"

•  Süleyman Özmen  "Araştırmacı Yazar"

•  Doç  Dr Mehmet Aça  "Balıkesir Üniversitesi Öğretim Üyesi"

•  Utku Yapıcı  " Ankara Üniversitesi SBF"

•  Attila İlhan "Hangi Batı, Hangi Laiklik, Faşizmin Ayak Sesleri"

•  Graham Fuller "Siyasal İslam'ın Geleceği"

•  Prof. Dr Alparslan Işıklı

 

 

 

    © Sercan ANGI